Gelecek filmleri neden hep distopik?

Ohio eyaleti Columbus şehri 2045 yılında bayağı kötü bir halde.

Başlat. Ready Player One.

Steven Spielberg’in son eseri. İzlenebilir. Paskalya zamanı kutsal yumurtanın peşine düşen bir çocuk / genç macerası gibi, ama derin mesajlar var sanki…

İçinde yaşadığımız dünya bir oyun mu? Bir simülasyon mu? Gerçek olan ne? Sanal gerçeklik mi?

Matrix üçlemesinin de temel sorusu budur? Büyük filozoflar bu soruyu çok sormuşlardır. Neden buradayız? Görevimiz nedir? Varoluşumuzun amacı ve manası nedir?

Amacımız bir yumurtayı bulmak olmasa gerek. Amacımız şirket değerini 1 Trilyon Dolara ulaştırmak olmasa gerek. Amacımız dünyanın en güzel kadınına sahip olmak, en zengin adamıyla evlenmek, zengin olmak, güzel olmak, güçlü olmak mı gerek? Mutlu bir hayat için, anlamlı bir hayat için ne gerek?

Steve Jobs acaba ne kadar mutluydu? Bazı pişmanlıkları olduğunu ifade etmişti. Özellikle ailesiyle daha çok vakit geçirmeyi tercih ederdi. Kim etmez ki? Mark Zuckerberg bugünlerde pek mutlu olmasa gerek. Belki de hiç umrunda değildir, ne de olsa hisse değeri yine artışa geçti, platformdan ayrılan kişilerin sayısı da oldukça sınırlı…

Dağdaki bir çoban çoğu zaman çok daha mutlu. Bunun meşhur bir örneği mandıra filozofudur. Benim tarzım olmasa da, haklılık payları bulunmaktadır.

Ekonomik modelimiz sanki bir simülasyon gibi. Üyeleri de sanki bir oyun oynuyor gibi. Oysa insanın temel ihtiyaçları oldukça gerçek. Beslenme, barınma, savunma, ısınma, çoğalma, ulaşım, öğrenme, eğlenme, pek sanal şeyler değil. Dijital nesnelerle karnınız doymaz. Verilerle fiziken ısınamazsınız…

Gerçeklik oldukça gerçektir. Bu filmde de kullanılan bir cümle…

Filmde yaygın bir fenomen daha işlenmektedir. Sanal dünyada herkesin kimliği aslında olmak istedikleri tarz bir avatar kurgulamalarıdır. Bu daha önce ‘The Mask’ filminde Jim Carrey ve diğer oyuncular tarafından çok çarpıcı bir şekilde işlenmişti. Bu filmde de cool görünmeye çalışanlar var, dominant görünenler var, üstün yetenekli olanlar var, heybetli olanlar var. İyi ki genetik olarak birbirimize çok yakınız, en kısa insanla en uzun insan arasında korkunç bir fark yok.

2045 yılında insanlar o kadar umutsuz mu olacak? Mutlu olmak ve yaşanası bir hayat için sanal bir dünyaya mı dalmaları gerekecek? Adı da ‘Oasis’ (yani vaha)? Gerçek dünya çöl, sanal bir oyun vaha. Çok şükür ki gerçek böyle değil. 2045 yılında da öyle olacağını hiç düşünmüyorum. 2006 – 2007 yıllarında Second Life çok popüler idi. Bizzat San Francisco’daki ofislerini ziyaret etmiştim, haftada 4 – 5 saatimi bu sanal dünyada geçiriyordum, pek çok şirkete danışmanlık vermiştim. Türkiye’den bazı şirketler dükkan açmışlardı, dijital pazarlama faaliyetlerinin bir mecrası olarak kurgulamışlardı. Hatta oyunların gelişmesi (World of Warcraft, League of Legends, gibi) popülerleşmesi ve milyonlarca oyuncu çekmesi, resmen bir ekonomiye dönmesi sonucunda, IBM bir rapor yayınlamıştı ve liderlerini bu dünyadan bulabileceklerini iddia etmişti. E-spor okulları, ligleri, dünya şampiyonlukları, takımları kuruldu. Ülkemizde de sanki mantıklı bir olgu gibi, sanki bir meslek gibi ele alınmaktadır. Zaman gösterecektir…

Dedim ya, gerçeklik oldukça gerçektir. Simit gerçektir. Kan bağışı gerçektir. Patlak lastik gerçektir. Sıcacık bir battaniye gerçektir. Dijitalleşme bu deneyimleri güzelleştirmelidir, insanlığı geliştirmelidir, her şeyi daha insani ve yaşanası kılmalıdır.

Eğer dijitalleşme için yapılacak insani proje bulamıyorsanız, çözülmesi gereken dertler bulamıyorsanız, referans noktası oldukça bellidir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri.

Yapılacak çok işimiz var, hiç kaybedecek vaktimiz yok. Gerçeklik oldukça gerçektir. Kolay gelsin.

Fragman alttadır, filmin web sitesi için tıklayınız.

Recommended Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.