Geleceği öngörmek imkansız. İmkanı olan yaratmaya çalışıyor. İmkanı olmayan takip etmeye, anlamaya çalışıyor. Biz tarafsız ve bağımsız, olabildiğince bilimsel ve bütünleşik bir şekilde, son derece analitik bir yöntemle gidişatı izlemeye gayret ediyoruz.

Olan biteni ve farklı düşünceleri anlamaya, trendleri tespit etmeye, bunlardan senaryolar türetmeye ve olası gelecek ihtimallerini düşünemeye gayret ediyoruz. Bunu şirketlere, sektörlere, ülkelerin ekonomilerine ve toplumsal düzene olan olası etkilerini düşünüyoruz. Buna göre de yazılar yazıyoruz, danışmanlık hizmetleri veriyoruz, raporlar hazırlıyoruz, etki etmeye gayret ediyoruz.

Kısa bir örnek. Toplumun çok fazla tüketime alışmasına karşılık Maker Hareketini ülkemize getirdik, yaygınlaştırdık ve özellikle gençlerin ezberci tüketici olarak değil, üretici, mucit, meraklı bireyler olarak yetişmelerine önemli bir katkıda bulunduk.

Benzer bir şekilde şehirlerimizin betonlaşmasına karşılık ‘Yeşil Şehir Mümkün’ sloganıyla etkinlikler ve buluşmalar düzenledik. Neden keyifli bir hayat sadece Bodrum’da veya Çeşme’de veya Ayvalık’ta mümkün olsun? Neden aynı yaşam koşullarını İstanbul’da var etmeye gayret etmiyoruz. Ki bunu yapmaya çalışan yeşil kahramanların olduğunu tespit ettik ve onlara sahne verdik.

Geleceğe doğru bakan, bununla ilgili bilgi paylaşan, görüş ileri süren, öngörülerde bulunan o kadar çok insan var ki. Bu da aslında iyi bir şey, büyük bir çeşitlilik, büyük bir zenginlik demektir. Sanatsal açıdan bakan, bilimsel açıdan yaklaşan, siyasi yorumlar yapan, ekonomik öngörüler hesaplayan, toplumsal formasyonlar kuran, çevresel etkileri vurgulayan, ve daha nice farklı pencerelerden, geleceğe doğru bakmaya çalışan insanlar, kurumlar ve görüşler bulunmaktadır.

Bu yazımızda iki görüşü incelemek istiyoruz. Birbirine neredeyse tümüyle zıt olan, ama yine de az da olsa bir ortak zemini ve kesişim kümesi olan, benzer gelecek senaryoları için ne kadar uç ve farklı görüşlerin olabileceğini iyi vurgulayan bir zıtlık olduğunu düşünüyorum.

Birinci görüşü kısaca KITLIK olarak isimlendirebiliriz. (İngilizcesiyle SCARCITY).

Nüfus artmaya devam edecek. Ekonomi büyümeye devam edecek. Fütursuzca enerji tüketimi devam edecek. Sanki hiç bir zaman bitmeyecek gibi harcayacağız, tüketeceğiz, kirleteceğiz. Sonra – gelecekte bir zamanda – pek çok kaynağın sonuna geleceğiz. Temiz hava başta olmak üzere, içme ve kullanım su kaynakları, enerji kaynakları, gıda kaynakları, vb. Bunun üzerine kıtlık veya daha doğrusu kıt kaynaklar etrafında savaşlar cereyan edecek. Enerji savaşları, su savaşları, gıda savaşları, vb. Kısmen 19. ve özellikle 20. yüzyılda olduğu gibi. 21. yüzyılın başı da benzer bir şekilde başlamış durumda. Bakınız Orta Doğu gibi…

Bu görüşün önemli savunucularından Richard Heinberg ‘dir. Dünyanın böyle devam edemeyeceğini, kaynakları bu şekilde tüketirsek, hüsrana uğrayacağımıza dair, pek çok kitap yazmıştır.

Bugünlerde ‘Post Carbon Institute’ düşünce kuruluşunda görev yapmaktadır. Ne demek istediğini özetleyen kısa bir konuşmasını izlemenizi tavsiye ederim:

Petrolun sonunun geleceğini, ondan sonra dünyayı ve insanlığı nasıl devam ettireceğimize dair akıl yoran pek çok insan daha vardır. TED sitesinde kısa bir izleme listesi oluşturulmuş, merak edenler, oradan izleyebilirler.

Böyle olmak zorunda mı? Tabii ki değil. Nasıl olacağını biliyor muyuz? Tabii ki bilmiyoruz. Ama kaynakların durumundan bağımsız daha makul tüketmek, daha temkinli davranmak, daha adil yaşamak sizce medeni değil mi?

Peki! Diğer görüş nedir? Kıtlığın tam tersini savunan görüştür: BOLLUK (İngilizcesiyle ABUNDANCE).

Kulağa hoş geliyor, değil mi? Her şey bol olacak. Hatta o kadar bol olacak ki, hiç düşünmeyeceğiz, çünkü pek çok şey de ücretsiz olacak. Mesela enerji, mesela su, mesela gıda, mesela temiz hava. Bugün Google, Facebook ve benzeri bize hizmetlerini ücretsiz verdiği gibi, yarının enerji şirketleri, gıda üreticileri, belki sağlık hizmeti sağalayanları da, farklı iş modelleri düşünerek, farklı gelirler elde ederek, temel servislerini biz tüketicilere ücretsiz verebilecekler.

Mümkün mü? Neden olmasın? Tüm sağlık verilerinizi paylaşmanız karşılığında bir takım sağlık servislerini ücretsiz veya çok cüzi bir ücret karşılığında almak istemez misiniz? Sağlık verilerinizi bunun için paylaşmaz mısınız? Neden olmasın. Milyonlarca insan yapmaya başladı bile. (23andme.com)

Bu görüşün en meşhur savunucularından biri Peter Diamandis ‘dir. Abundance isimli bir kitabı vardır. Aslında özetle bilim ve teknolojinin her şeyi çözeceğini düşünüyorlar ve inanıyorlar. Çoğul eki kullandım, zira Peter Diamandis etrafında bulunan, büyük oranda Amerika’lı, beyaz, elit, milyarder ve çoğunlukla da Silikon Vadisi ve etrafında ikamet eden bir grup insanın ortak görüşüdür. Tabii ki bu geleceği inşa edecek, dolayısıyla da bundan nemalanacak olan, ve böylece de insanlığın geleceğini şekillendirecek ve yönetecek olanlar da bu insanlardır.

Düşüncelerini hızlıca anlamak için, alttaki TED konuşmasını izlemeniz yararlı olacaktır.

Kulağa hoş geliyor, değil mi? Ama herkes bu nimetlerden yararlanabilecek mi? Yoksa sadece seçkin bir azınlık için tasarlanan bir gelecek midir? Bilinmez. Baktığımızda yenilenebilir enerji kaynakları, nanoteknolojiye dayalı yeni ucuz malzemeler, bu sayede çok ucuz su filtreleri, süper iletkenler sayesinde herkese ucuz veya hatta ücretsiz enerji, ve daha nice gelişmeler. Şüphesiz bilim ve teknoloji insanlığı, medeniyetimizi ve ekonomiyi de geliştirdiği bir gerçektir.

Ama buna rağmen fütursuzca harcamaya, tüketmeye, çöp üretmeye, çevreyi kirletmeye devam etmeli miyiz? Nasıl olsa bunu temizleyecek bir teknoloji bulunacaktır, bu da yeni şirketlerin kurulmasına, ekonomik kalkınmaya dönüşmesini ve yeni istihdam alanları oluşturmasına sebep olacaktır. Bu kadar basit mi? Sonsuza kadar böyle mi devam edecek?

Anketimize katılmak ister misiniz? Bakalım bizim okuyucu kitlemizin konuyla ilgili görüşleri nelermiş…

Vakit ayırıp, katıldığınız için ve görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkürler.

Recommended Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.