Bir çocuğun beyaz bir kağıda resim yaptığını gözlerinizin önünde canlandırın. Belli bir yaş aralığında son derece yaratıcı, son derece sıra dışı, son derece geniş bir hayal dünyası olan çocuk, zaman içinde kalıplara girmeye, renklerini azaltmaya, benzer formlarda resim yapmaya başlar. Hele yetişkinler yaratıcılık konusunda son derece zayıftır. Çocukluğundaki yaratıcılığı devam ettirebilenler ise genelde sıra dışı insanlar, yaratıcı mesleklerde çalışan insanlar, hatta sanatçı oluyorlar.

İçimizdeki çocuk neden kayboluyor, neden özelliklerini yitiriyor, neden kişi olarak yaratıcılığımızı kaybediyoruz? Önemli sorular. Yanıtları oldukça karmaşıktır.

Bazı eski kentlere gideriz, ister ülkemizde ister Avrupa’da ve tarihi şehir merkezine baktığımızda ilginç bir his, hatta bir haz içimizi kaplar. Otantik binalar, renkli pencere panjurları, farklı çatı tasarımları, daracık sokaklar, renkli eşyalar satan küçük dükkanlar, renkli yani farklı insanların oturduğu küçük restoranlar ve kafeler vardır. Bu manzara ve bu ortamın oluşturduğu atmosfer bizi cezbeder.

Bunun tam aksi mahalleler de vardır. Polonya’da, Doğu Almanya’da, Rusya’da, Bulgaristan’da sosyalist dönem esnasında yapılan çok katlı toplu konutlar vardır. Olabildiğince tekdüzedirler, olabildiğince renksizdirler, genelde gri tonlarındadırlar. Ne kadar monoton, ne kadar sıkıcı. Ne ruhu vardır, ne de iç açıcıdır. İnsanın doğası renklidir.

Afrikalı yerli kabileleri düşünün. Dövmelerinin renkleri, kıyafetlerinin renkleri, evlerindeki ve çadırlarındaki dekorların renkleri düşünün. Ne kadar güzel, ne kadar canlı, ne kadar egzotik. Çok cezbedici, değil mi?

Ya da uzak doğu mutfağını düşünün. Tropik meyveler, değişik baharatlar, farklı renkler, farklı lezzetler, farklı şekiller, farklı sunumlar. Farklılıklar ve çeşitlilik ne kadar büyük bir renklilik, ne kadar büyük bir zenginlik.

Buna karşın Alman veya İngiliz mutfağını düşünün. Aklınıza renkli, lezzetli, cezbedici bir şey geliyor mu? Amerika’ya gittiğinizde ne yiyorsunuz? Amerikan mutfağı nedir? Yoksa Hintli, Çinli, Thai veya Vietnam restoranlarını mı tercih ediyorsunuz? Neden?

Renk iyidir. Çeşit iyidir. Zenginliktir. Kazanımdır. İhtimaldir. Seçenektir.

Paris’teki on adet modaevi, tüm insanlığın bir sezon giyineceği tarzı nasıl belirleyebilir ki? Binlerce tasarımcı, binlerce kumaş çeşidi, dokusu, rengi, tarzı varken. Binlerce yılın kadim medeniyetlerinden gelen gelenekler, miraslar, kazanımlar, deneyimler varken, on adet modaevi mi güzel olana, estetik olana, şık olana karar verecek? Mümkün mü? Neden onlar ki? Kim demiş…

Bir an için hayatımızdan renkleri çıkardığımızı hayal edin. Sizce güzel olur mu?

Bir an için hayatımızdan farklı baharatları çıkardığımızı hayal edin? Sizce lezzetli olur mu?

Bir an için hayatımızdan farklı düşünceleri çıkardığımızı hayal edin? Sizce dünya ilginç olur mu?

Bundan sonra herhangi bir alanda bir fikri çürütürken, bir şeyin standardı veya kuralı olmalı derken, bir çeşidi veya bir rengi azaltırken, tekrar düşünün. Her renk azalışı bizi gri rengine ve monotonluğa bir adım daha yaklaştıracaktır.

Tam aksi, ortama bir renk katın, yeni bir fikir ekleyin, yeni bir tat deneyin, yeni bir baharat ilave edin, yeni bir tarz keşfedin. Cesur olun, farklı olun, aykırı olun. Her renk kattığınızda dünyanın daha yaratıcı, daha zengin, daha ilginç bir yer olmasına katkıda bulunmuş olacaksınız.

Dünyanın daha monoton bir yer olmasını mı veya daha renkli, daha ilginç, bu çeşitlere karşı daha hoşgörülü olan bir yer olmasını mı arzu edersiniz? Tercih sizin…

Recent Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.