Küresel kapitalizm yaygınlaştı, refah düzeyin arttı ve serbest pazar olgusu her şeyi domine etmektedir. Her şey alınabilir, satılabilir durumdadır. Eğitim, sağlık, kamu, hukuk, hatta özel yaşamın pek çok alanı. Aslında pazar ekonomisi yaşamak yerine, pazar toplumu olduk.

Michael Sandel önemli bir esere daha imza atmış durumda. What Money Can’t Buy isimli kitabında serbest pazar ekonomisinin sınırlarını incelemekte ve bazı önemli çarpıklıkları gözler önüne sermektedir.

Paranın alabildiği saçmalıkları bir düşünün: Kaliforniya’da gecelik 82 Dolara hapishane odanızı bir üst seviyeye yükseltebilirsiniz. 6.250 Dolara Hintli bir taşıyıcı anne sizin için bir çocuk dünyaya getirebilir. 150.000 Dolara Güney Afrika’da bir gergedan vurabilirsiniz. 18 Dolara gezegene bir metrik ton karbon dioksit atabilirsiniz (çevreyi kirletme bedeli). Buna benzer daha onlarca ilginç örnek sıralanmaktadır.

Michael Sandel’in örnek olarak gösterdiği çarpıklıkları ve eleştirdiği ahlaki erozyonu, beş kategoride gruplandırmıştır.

  1. Sırayı atlamak. Bedel ödeyerek pek çok ortamda sırayı bypass edebiliyorsunuz. Bir eğlence parkında veya turistik mekanda uzun bir bekleme sırası varsa, eğer ekstra bedel ödemeyi kabul ederseniz, her türlü sırayı geçebilirsiniz. Havalimanında, restoranda, futbol maçına giderken, ve benzeri ortamlarda.

Bunun ötesinde belediyenin bedelsiz bir konser düzenlendiğini düşünün. Belediye bunu neden yapmış? Her türlü vatandaş bu sanatçıyla tanışabilsin, kültürel etkinliklere katılabilsin diye. Ama New York’ta böyle bir şey olduğunda, zenginlere hizmet veren, sıraya girip, onlar için bedelsiz bilet alan ve bunun için hizmet bedeli alan bir sektör türemiş. Bunun benzeri papayı görebilmek için bile uygulanmaktadır. Sizce adil mi? Sizce doğru mu?

  1. Teşvikler. Normal koşullarda maddi teşvike denilecek bir şey yok. Ama yanlış ve etik olmayan davranışları teşvik ediyorsanız, kötü. Mültecileri sınır ötesine taşımak maddi olarak teşvik edilmeli midir? Bir yandan kurtuluyorlar, diğer yandan sanki insan ticareti teşvik ediliyor gibi bir durum oluşuyor.

Gergedanlar soyu tehdit altında olan bir hayvandır. Bakım koşullarını iyileştirmek için ve onları korumak için bütçe gerekmektedir. Güney Afrika yolu avlama lisansı satarak kurgulamıştır. Soyu tükenmekte olan bir hayvanın avlanmasından elde edilen gelir ile aynı türün soyunun devam etmesi için bakım ve yetiştirme çiftlikleri kurulmaktadır. Sizce ahlaken doğru mu?

  1. Pazar dinamiklerin etik değerler üzerindeki zaferi. Gerçek arkadaşlık satın alınabilir mi? Nobel ödülü satın alınabilir mi? Sizce satın alınabilmeli mi? Aşk üzerine kurulu bir ekosistem var, iç çamaşırdan, modaya, cinsellikten, lüks yaşama kadar. Aşk böyle mi teşvik edilmeli yaşatılmalıdır.

Bir yuvada ebeveynler sürekli geç kalmışlar. Duruma üzülen bakıcılar, küçük de olsa maddi bir ceza uygulamışlar. Ne beklersiniz? Ceza ödememek için ebeveynlerin vaktinde gelmesi hedeflendi. Sizce ne oldu? Tam aksi. Ceza bir bedel olarak algılandı ve gecikmeler arttı ve daha da uzadı. Pazar dinamikleri her zaman istenilen sonuçları vermiyor.

  1. Yaşam ve Ölümün Pazarı. Bu düşünce ne kadar itici, değil mi? Ama hayat sigortaları etrafında öyle bir pazar oluşmuş ki akıl almaz. Normal koşullarda ebeveynler veya birisi hayat sigortası yaptırır, ki ölürse geride kalanlara maddi bir destek olsun. Bir yandan birinin ölmesini maddi olarak teşvik etmiş oluyorsunuz. Şirketler eskiden üst düzey yöneticilerine hayat sigortası yaptırırdı ki ölümleri durumunda bir bütçe oluşsun, onun yerine birini bulmanın maliyeti karşılansın. Bugünlerde hayat sigortaları türlü türlü paketlenip, türev finans ürünü olarak finansal piyasalarda alınıp satılmaktadır. Bir nevi insanlar ne kadar erken ölürse, o kadar karlı bir işe dönüşmüş durumda. Ahlaken bir şeyler pek doğru değil sanki…

Hatta ABD Savunma Bakanlığının özel projeler ajansı DARPA bri adım daha ileri gitmiş. Demiş ki, serbest piyasa pek çok konuyu kamudan çok daha etkin yönetmektedir, hele borsalar pek çok veriyle beslendiği için çok hassas fiyatlar belirlemektedir. Bir terör bahis sitesi kurmaya karar vermişler ve insanların olası saldırılara yatırım yapmasını sağlamışlar. Temel düşünce en sağlam istihbaratı olan en yüksek iddiada bulunur. Teoride doğru olsa ve belki uygulandığında doğru sonuçları verse de, ABD senatosu ve kongresindeki pek çok politikacının temel insanlık değerleriyle bağdaştıramadıkları için, proje yayından kaldırılmış. Düşünsenize, insanların öldürüldüğü terör saldırılarından bahis aracılığıyla para kazanıp Karayip adalarında kokteyl yudumlayan insanlar türeyecekti. Ayrıca bu yoldan para kazanmak için, bir nevi teşvik edilmiş olacaktı. Korkunç…

  1. İsim Hakları. ABD’de bazı sporlar çok popüler. Baseball, Amerikan futbol, basketbol ve buz hokey. Spor ve taraftar ayrılmaz ikilidir. Taraftar sporcuya dokunmaktan, bir T-Shirt’ünü imzalatmaktan çok hoşlanır. Hele önemli maçlardaki toplar ve diğer bazı parçalar çok ciddi fiyatlara satılmaktadır. Ama bunu sporu sevdiği için, o takımı tuttuğu için değil de, sadece maddi rant elde etmek için yapınca, işin tadı kaçıyor. Çocukları ileri sürerek, baseball toplarına imza alıp, sonra onları internet aracılığıyla pahalı fiyatlara satan tacirler oluşmuş. Milyarlarca dolarlık bir sektör haline dönüşmüş.

İsim haklarının satışı neredeyse her yere yayılmış. Stadyumlar, metro istasyonları, polis ve itfaiye araçların üzerine reklam almak, ve daha niceleri. En vahim örneklerden biri, çaresiz durumda olan bir anne, hasta çocuğunun tedavisi için, 10.000 dolar talep edince, Las Vegas’lı bir kumarhane bu bedel karşılığında annenin alnına web sitesi adresini kalıcı dövme olarak yaptırmış. Sizce bu doğru mu? Sizce buna seyirci kalmalı mıyız?

Stadyumlardaki localar ayrı bir konu. Futbol ve diğer kitlesel sporlar işin spor boyutu dışında bir de toplumsal olarak halkı kaynaştıran, zenginle fakiri yan yana getiren, insanlar arasındaki farkları ortadan kaldırıp, aynı stadyuma girerken aynı sırada bekleyen, meşrubat veya yiyecek veya hediyelik eşya alırken aynı sıralarda bekleyen bir ortam olması gerekir. Eskiden bu böyleydi. Artık halk stadyuma normal kapılardan sıkış tepiş girmektedir. Zenginler ise VIP kapılardan, klimalı ortamlardan, VIP localarına girmektedir. Şampanya yudumlarken, purolarını dumanlarken, maç keyfini çıkarmaktalar. Zenginle fakirin yolu hiç kesişmemektedir. Bundan dolayı empati faktörü de giderek azalmaktadır.

İnsanlık böyle bir gelişmeli? Çocuklarımıza böyle bir dünya ve medeniyet mi bırakmak istiyoruz? Sınırları nerede ve nasıl çizeceğiz? Serbest pazar ekonomisi. Alan memnun satan memnun, nasıl karışabilirsiniz ki? Nasıl düzenleyebilirsiniz ki? Kimin üzerine vazife?

İnsanlığın üzerine vazife. Bazı kırmızı çizgiler çizilmelidir. Bazı sınırlar konulmalıdır. Bazı kutsallar tanımlanmalıdır ve korunmalıdır. Yoksa pek yakında hayatımız, haysiyetimiz, duygularımız ve düşüncelerimiz alınıp satılan bir meta haline dönüşme riski ile karşı karşıya kalırız…

Teşekkürler Prof. Dr. Michael Sandel. Eline, aklına sağlık.

Recommended Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.