Araba ve diğer araçlar hayatın her yerinde. İster binek şahsi araçlar, ister kiralık araçlar, ister kamyonlar, ister otobüsler. Hepimiz, en azından çoğumuz, neredeyse her gün bir veya birden fazla araca, otomobile biniyoruz, sürüyoruz, bir noktadan başka bir yere seyahat ediyoruz, yük taşıyoruz. Bu uzunca bir süre daha devam edecek…

Acaba nasıl gelişecek? Otomotiv sektöründe neler olmuyor ki neler. Pek çok trend aynı anda cereyan etmektedir. Diğer yandan markalar birleşmekte, yeni rakipler doğmakta, üretim kapasiteleri uzaktan yakına geri dönmektedir. Ticaret savaşları çıktı, gümrükler yeniden yükseldi. Diesel krizleri, başka sorunlar, sektörü iyice karıştırmaktadır.

Elektrik motor nasıl yaygınlaşacak?

İçten yanmalı motor yerine, elektrikli motor kullanımı başladı. Özellikle iklim değişimi, çevre kirliliği bakımından, çok daha temiz olma vaadi getirmektedir. Ancak henüz payı tek haneli yüzdeler seviyesindedir. Bu konuya önem veren bazı İskandinav ülkelerinde iki haneli yüzdelere ulaşmıştır. Çin son derece hızlı bir şekilde yaygınlaştırmayı planlamaktadır.

İlk arabalar icat edildiğinde uygun yollar yoktu ve pek benzin istasyonları yoktu. O yüzden insanlar gülüp geçmişlerdi, atlarına binmeye devam etmişlerdi. Ama devrim çok hızlı gerçekleşti. Bugün artık şehirlerde at görmek için, hayvanat bahçesine veya binicilik kulüplerine gitmek gerek.

Şimdi de şarj en büyük mani. Elektrikli motor güzel, ama aküler çok ağır, şarj olması çok uzun sürüyor, ayrıca menzili çok kısa, son olarak da yeterince şarj istasyonu bulunmamaktadır. Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde durum biraz farklı. Tesla markalı araç ve onun şarj istasyonları epeyce yaygınlaşmış durumda.

Elektrikli motor ‘sıfır emisyon’ ile reklam edilmekte. Ancak bilinmeli ki, elektrik üretimi hiç bir zaman sıfır emisyon ile olamaz, elektriğin üretildiği yerden, tüketildiği noktaya taşınması da sıfır emisyon ile olamaz. Elbette yenilenebilir enerji kaynakları çoğaltılır, taşıma ve dağıtım teknolojileri gelişirse, emisyon oranlarını giderek sıfıra yaklaştırabiliriz.

Elektrikli motorların yaygınlaşması önünde önemli bir etken de içten yanmalı motor üreticileri ve onların yakıtını sağlayan petrol ve petrokimya endüstrileridir. Tabii ki onlar da pazar payı kaybetmek istemezler, tabii ki onlar da sürekli teknolojilerini geliştirmektedir, daha temiz, daha verimli, daha uzun menzilli ürünler çıkarma gayreti içindelerdir.

Bakalım 2050 yılına geldiğimizde, ki bu yazıyı okuyanların çoğu 2050 yılını görecektir diye düşünüyorum, içten yanmalı motor ile elektrikli motor arasındaki pazar payları nasıl dağılmış olacak? Hep birlikte göreceğiz…

Otonom Sürüş ne şekilde yaygınlaşacak?

Bugünlerde en çok konuşulan teknolojilerden birisi yapay zekadır. Onun da en popüler uygulamalarından biri de otonom araçlardır. Teknolojik gelişim fena değil, ama hala çok yüksek maliyetli. Bu zaman içinde mutlaka ucuzlayacaktır. Ama toplumsal algı hala şüpheli. Kazalar oldukça şüpheler güçlenecektir.

Ama zaman içinde ve özellikle mantıklı uygulama alanları bulundukça, otonom araçlar illaki yaygınlaşacaktır. Henüz insanlık tarihinde icat edip de kullanmadığımız bir teknoloji yoktur. Bunun da uygulama alanları ve kullanıcıları oluşacaktır. Belki üniversite kampüslerinde, belki huzur evinden yaşlıları şehirlere taşımak için, belki engellilerin ihtiyaçlarını gidermek için, belki kiralık araç veya taksi alanında. Henüz bilemiyoruz.

Ama şu kesindir ki, uzun ve düz yollarda araba kullanmak çok sıkıcı. Öyle bir anda araç güvenli bir şekilde kendi kendine ilerlese, sürücü de uyusa, film izlese veya yanındaki ile sohbet etse, çok daha keyifli olacaktır. En azından bana oldukça cazip geliyor. Herkes kendisi için düşünmeli, karar vermeli…

Araç statü sembolü olmaktan çıkar mı?

İlginç bir trend daha var. Mega trend olur, olmaz mı, zaman gösterecektir. Eğitim ve refah seviyesi arttıkça, insanlar, özellikle yeni gençler (z-kuşağı ve sonrası) ve özellikle de şehir merkezlerinde yaşayan insanlar, araç sahibi olma konusunda tereddütler yaşamaktadır. Toplu taşıma kullanmak, çevreye zarar vermemek ve ayrıca bu kadar büyük parayı nadiren kullanılan bir eşyaya bağlamamak gibi bir eğilim göstermekteler.

Ayrıca şehir merkezlerinde araç paylaşım platformları hızlıca yaygınlaşmaktadır. Sadece UBER, Lyft, Didi, vb. değil, Car2Go, Turo, ve benzerleri oluştu, kullanım oranları her geçen gün artmaktadır.

Bakıldığında, evden işe, işten eve, evden AVM’ye, kadar gidilip gelinir. Onun dışında araç çoğu zaman otoparklarda atıl bir şekilde durur. Herkesin bir aracı olsa, nüfus kadar araç olur. Şehirlerde dev otoparklar gerekir, çok fazla şeritli yollar gerekir, buna rağmen trafik sıkışması, otopark sorunları, ve özellikle de kazaların yaşanılması kaçınılmazdır.

Buna değer mi? Amaç A noktasında B noktasına gitmekse, toplu taşıma, paylaşımlı bisikletler, Scotty gibi inovatif servisler, insanların hayatlarına kolaylık, imkan ve değer katmaktadır. Böyle bir ortamda araç sahibi olmaya ne gerek var ki?

Şimdi:

Bu üç trendin nasıl gelişeceğini tam olarak bilemeyiz. Ama üçü de birbirini desteklediğini, üçünün de sektör ve toplum üzerinde büyük etkilerinin olacağı aşikardır. Bundan dolayı bir trilemma modeli geliştirdik, bu üç trendin farklı gelişimlerine göre üç farklı senaryo ürettik:

Üç senaryodan hangisi sizin favoriniz? Yanıtlarınızı ve yorumlarınızı bizimle paylaşırsanız, çok memnun oluruz.

info@gelecekhane.com

Umarım insanlık ve gezegen için en uygun senaryo galip gelir, yarınlarımız güzel olur.

Recommended Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.