Geleceğe doğru giderken, istikametimizden emin miyiz? Benim içim pek rahat değil.

Evet, ekonomi büyüyor. Evet, sağlık hizmetleri gelişiyor. Evet, dünya dijitalleşiyor. Evet, okuyan çocukların oranı artıyor. Evet, ama, nasıl desem, sanki bir şeyler pek yolunda değil gibi…

Zira obezite giderek yaygınlaşıyor. İntihar oranları giderek artıyor. Pedofil insanların sayısı artıyor. Gentrifikasyonu icat ettik. Demokratik değerler giderek geri plana itilmektedir, kaybedilmektedir. Moda, selfie, hırs, şehvet, hep daha fazlası, hep daha güzel, hep ben, hep ben…

Aslında biz pazar ekonomisi kurgulamıştık. Ama son 30 – 40 yılda her şeyin alınıp satıldığı bir pazar toplumu haline geldik.

Dünyada şu an geçerli olan ekonomik düzen küresel kapitalist sistemdir. Tüketim toplumuna dayanan bir kurgu üzerine oturmaktadır. Hepimize Amerikan Rüyası empoze edildi, yaşam tarzımız o oldu, ideallerimiz, değerlerimize damgasını vurdu:
* Çalışıyorum, öyleyse varım.
* Borçluyum, bu yüzden çalışıyorum.
* Hep ileri, hep ileri!

Ama ileri neresi? Bu ileri anlamlı mı?

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler akıl almaz bir hızla ilerlemektedir. Bunlar büyük oranda iyi amaçlarla kullanılmaktadır. Ancak dünyanın ve insanlığın genel düzeni dengeden çıkmıştır veya çıkmaktadır .

Mesela Endüstri 4.0 konusunu ele alalım. Kulağa hoş geliyor, akla mantıklı geliyor, özellikle de bütçeye çok cazip geliyor.

Ama tekelleşen, vahşileşen ortama teslim edersek, kitlesel işsizlik oluşursa, ne yapacağız? Bunun olmaması için teknolojik gelişimden ve küresel rekabet edebilme kabiliyetinden vaz mı geçelim? Geri mi kalalım? İleri neresi, geri neresi?

Kitlesel işsizliğe ekonomistlerin bulduğu yanıtlardan birisi UBI – universal basic income, yani koşulsuz / evrensel asgari ücret. Herkese. Koşulsuz. Olabilir mi? Finlandiya bugünlerde küçük kontrollü bir deney yapmaktadır. Bakalım nasıl sonuçlanacak.

UBI çözüm müdür? Tek çözüm müdür? Bence değil. MIT’nin Joi Ito’su Wired dergisi için açıklayıcı, kapsamlı ve güncel bir yazı kaleme almış. Mutlaka daha yaratıcı, daha değerli ve daha erdemli çözümler bulunmalıdır, bulunacaktır. Sosyal adaletin sağlanması için pek çok farklı yaklaşım bulunmaktadır. En basit yaklaşım ‘yardımlaşmaktır’.

Aslında TEMEL SORUN nedir? EŞİTSİZLİK ve SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK. Bazılarına çok düşüyor, bazılarına pek kalmıyor. Çalışmak, yetenekli olmak, şanslı olmak, doğru zamanda doğru yerde olmak, erdemli olmak gibi unsurlar mutlaka belirleyici olmalı. Ama bugünlerde bu unsurlar bakımından değil, tümüyle vahşi sebeplerle eşitsizlik körüklenmektedir. Sistemin kendisinde problemler bulunmaktadır.

Peki çözüm nedir? Ben bilmiyorum. Hazır ve kolay bir cevap olduğunu da düşünmüyorum. Ama en azından ben arayanlardanım.

Recommended Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.