Bugünlerde insanlar her şeyini anında herkes ile paylaşmaktadır. Yeni aldığınız bir ayakkabıyı, havalimanında olduğunuzu, öğle yemeğinde ne yediğinizi, tatile nereye gittiğinizi, yeni bir arkadaşınızın olduğunu veya eski arkadaşınızdan ayrıldığınızı…

Diğer yandan şirketler giderek daha paylaşımcı. Halka açık olanlar zaten finansal raporlarını üç ayda bir ilgili makamlara sunmak zorundadır. Kendiliğinden ekolojik boyutunu raporlayanlar var, faaliyet raporları yayınlayanlar, ne kadar sosyal sorumluk çalışması yaptığını anlatanların sayısı giderek artmaktadır.

Piyasalar oldukça şeffaftır. Finans piyasaları, enerji piyasaları alenen göz önündedir. Dünyanın her pazarında, neredeyse her gün ve günün her saatinde işlem yapabilirsiniz, artışları, düşüşleri anbean takip edebilirsiniz.

Bir de istem dışı şeffaflaşan, daha doğrusu açığa çıkan bilgiler var. İspiyoncu, dedikoducu, hain, bilgi hırsızı, hacker, vb. En son Paradise Papers sızıntısı oldu. Onun öncesinde Panama Papers, Lux-Leaks, Snowden olayı, ve tabii ki Wikileaks.

Bu kadar şeffaflık iyi mi? Ya kişi veya kurum bunu istemiyorsa? Ya buna zorlanıyorsa? Ya bu şeffaflaşma sonucunda bir sıkıntı yaşıyorsa? Eşinizin bilmesini istemediğiniz bir sırrınız var mı? Evladınızın bilmesini istemediğiniz bir kusurunuz var mı? Devletin bilmesini istemediğiniz bir durumunuz var mı? Sigorta şirketinizin veya bankanızın bilmesini istemediğiniz bilgiler var mı? Şüphesiz herkesin küçük veya büyük, zararlı veya zararsız sırları vardır. İnsanlık hali…

10 yıl önceki partide paylaşmış olduğunuz resmi keşke sosyal ağlardan kaldırabilseniz. 15 yıl önce vergi ödemesini veya kredi kartı borcunuzu ödemeyi unuttuğunuzu keşke sicilinizden sildirebilseniz. Gençliğinizde babanıza bağırdığınızı ve bundan dolayı kızıp, arabayla kaza yaptığınız anı geri sarabilseydiniz…

İşin bir de mahremiyet kısmına bakalım. Neden evlerde yaşıyoruz? Çünkü özel hayatımız bize özel, mahrem. Pencerelere neden perde çekiyoruz? Çünkü içeride nelerin olup bittiğini kimsenin bilmesini, alenen görmesini istemiyoruz.

Neden? Saklayacak bir şeylerimiz mi var? Alttaki gibi bir evde neden yaşamıyoruz?

Duşun veya tuvaletin camdan olmasını ister misiniz? Muhtemelen hayır. Ve bu oldukça mantıklı. Gerek de yok. Diğer ortamlar daha şeffaf olabilir. Zaten bazen balkona çıkarız, bazen bahçeye ineriz, bazen parka gideriz, piknik yaparız, güne katılırız, sosyalleşiriz, her halimiz ortada olur, şeffaflaşırız.

Demek ki her anımız bir değil. Bazen açılmamız, bazen kapanmamız gerekiyor. Bazen her şey şeffaf olabilir, bazen gizlenmek veya saklanmak zorundayız. Saklayacak bir şey yaptığımız için değil, ayıp olduğu için, uygun olmadığı için, öyle tercih ettiğimiz için. Ayıba kim karar veriyor? Uygun olana olmayana kim karar veriyor? Kime göre, neye göre, günün hangi saatine göre?

Başka bir alan…

Neden giyiniyoruz? Neden çıplak yürümüyoruz? Çünkü ayıplarımızı örtüyoruz? Ne kadar örtmeliyiz? Ne kadar örtünmeliyiz? Ne kadar açılmalıyız? Kime göre, neye göre? İnsanı yüzünden ayırt ediyoruz, yüzü kapanmamalı, değil mi? Bir kişinin nasıl giyindiğini o kişiye bırakmalıyız? Kuralları nasıl belirlemeliyiz? Örtünen kişi, bir şey sakladığı için mi örtünmektedir? Açılan bir kişi, şeffaflaştığı, paylaşmak istediği için mi açılmakta? Bu kadar ak ve kara kadar basit mi, düz mantık mı? Değil sanki…

Bu resimdeki insanlar neyin peşinde? Haklı bir davaları varsa, neden yüzlerini kapatıyorlar? Kimliklerini neden gizlemek zorunda kalıyorlar? Adalete neden güvenemiyoruz? Adaletin topuzunun ayarı kaçmış sanki… Haklı olanlar haksız duruma düşüyor. Haksız olanlara hiç bir şey denilmiyor, denilemiyor…

Bugünlerde çok popüler bir mesele daha…

Kendimizce gizlice yaptığımız, yani bize özel olduğunu sandığımız, hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. Bilenler, şüphelenenler her zaman vardı, ama bu kadar sistematik ve yüzsüzce olabileceğini hiç hayal etmemiştik. İnternet ve teknoloji devleri bizi gözetliyor. Bu bilgileri soran herkese bu kadar basitçe verebileceklerini hiç beklemezdik. Alenen ortaya çıkanlar bunlarsa, henüz ortaya çıkmamış kısmında kim bilir daha neler var neler…

Devletlere sorarsanız, hep bizim güvenliğimiz için. Gerçekten öyle mi? Bizim güvenliğimizi gerçekten artırıyor mu? Bu kadar güvenlik iyi mi? Bu kadar güvenliğin bedeli mahremiyetimizi kaybetmemiz mi? George Orwell 1984 senaryosu kaçınılmaz mı? Başka bir çıkış yolumuz yok mu? Çok sorum var, pek cevabım yok…

Aslında olayı yakından takip eden insanlar için durum biraz daha açık. Mesela Zeynep Tüfekçi bu alandaki uzmanlardan birisi. New York Times’daki yazılarını takip etmelisiniz. Ayrıca alttaki TED konuşmasını izlemenizi tavsiye ederim.

Sonuç?

Bu konuyu daha çok tartışmamız lazım. Neden bir yapay zeka kurmuyoruz, bize yol göstersin. Ak koyunlar, kara koyunlar ortaya çıksın…

Tek doğru yok sanki. Herkes için, her kültür için, her an için, her durum için geçerli bir ‘kanon’ yani referanslar manzumesi, bir manifesto oluşturmak çok zor olacak. Kurallar hangi durumda, hangi sebepten dolayı, kimler için, ne zaman, nerede geçerli olacak, farklı olabilecek, esneyebilecek, ne kadar esneyecek, hangi yöne doğru?

Sanki temel değerler ve temel özgürlükler iyi bir başlangıç noktası. (BM İnsan Hakları Deklarasyonu) Bunun üzerinden ilerlenebilir.

Sanki NİYET kelimesi önem arz ediyor. Kim ne tür davranışını hangi sebepten ötürü yapıyor? Bir şey saklamak istediği için mi, utandığı için mi? Bir fikrini paylaşmak istediği için, bir kitleyi bir felakete sürüklemek istediği için mi? Kimseyi rahatsız etmek istemediği için mi, yasak şeylerin peşinde olduğu için mi? Kim bilebilir…

Bu konudaki önerilerinizi, kaynaklarınızı, eleştirilerinizi, yorumlarınızı info@gelecekhane.com hesabına gönderebilirsiniz. Acaba kollektif bir tartışmayla bu konunun gelişmesine katkıda bulunabilir miyiz, belli bir zemine oturmasını sağlayabilir miyiz? Bekliyoruz. Şimdiden çok teşekkürler.

Recommended Posts

Aramak için bir kelime yazın

X

Arkadaşınızla paylaşın.