Kategori: Vizyon 2050

Parkta yürürken selamlaşan insanları görmek ne güzel. Kerim’in bugün biraz acelesi vardı. TÜP’e yetişmek istiyordu. Yine de karşılaştığı herkesle kibarca selamlaşıyor, gerekirse kısaca hal hatır soruyordu.

Yürüyüşü güzel geçti. Her sabah 4  km hızlı yürüyüş yapıp, TÜP’ün 4 ileriki durağından biniyor. Bu yol üzerinde ayrıca kızını yuvaya, oğlunu da okula bırakıyor. Evde sağlıklı bir kahvaltı yaptıktan sonra dördü birlikte yola çıkıyor. Sadece Aylin başka bir istikamete gidiyor. Onun çalıştığı şirket mahallenin diğer köşesinde bir uydu ofis işletiyor.

Aylin yapay zekâ alanında çalışıyor. İstanbul’daki hava temizliğini sağlamak üzere, yeni algoritmalar geliştiriyor. Son yıllarda trafiğin azalmış olması, yeni enerji ve çevre kanunlarının çıkmış olması, her şeyin AĞ’a bağlanmış olması ve kontrol edilmesi, durumu çok iyileştirdi. Ama hâlâ yapılması gereken ve yapılabilecek çok şey var.

Kerim işine tam zamanında yetişti: SosyalHane. Hastane, huzur evi, yuva ve rehabilitasyon ortamlarının hepsi bir arada. Son yıllardaki araştırmalar gösterdi ki, yaşlıların çocuklarla bir arada olması, yalnız olanların kalabalık ortamlarda bulunması ve toplumda zorluk çeken insanların bu tür çok boyutlu merkezlerde bulunması çok yararlı. Kerim’in pratik deneyimleri bu araştırmaları desteklemekte ve doğrulamaktadır.

Çocuklar öğleden sonra eve geldiler. Anneleri eve dönmüştü. Çünkü evden de çalışabiliyordu. Akşama doğru Kerim eve geldi. Birlikte sağlıklı bir akşam yemeği hazırladılar ve yediler. Çocuklar saat sekiz gibi yattı. Akşam Ersin geldi. Ersin, ailenin yakın bir dostu idi. Dansçıydı. Ama o akşam ailemizi çok şaşırttı. Neden mi? Anlatayım…

Ersin kendine bir cip almaya karar vermiş, hem de büyüklerinden. Nasıl yani? Bu kadar sanatçı ruhlu, bu kadar çevreye duyarlı, bu kadar hassas bir insan, nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Ama Ersin son derece kararlıydı ve bunun ne kadar normal bir şey olduğunu ve bu şaşkınlığı hiç anlayamadığını söylüyordu. Akşamın ilerleyen saatlerinde hadise anlaşılmıştı.

İstanbul’da yeni kurulmuş olan sanat ve kültür merkezinde baş dansçı görevine getirilmişti. Burası özel bir opera, bale ve dans merkeziydi. Çok iyi bir kontratı olduğu kesin. Ayrıca prima ballerina olan hanımefendi ile aşk yaşıyorlarmış. Bu iki unsur bir araya gelince, eski Ersin farklı bir karaktere bürünmüş. Natalia’nın bu sürprizden henüz haberi yokmuş. Acaba öğrenince onun tepkisi ne olacak?

Aylin ve Kerim hala bu şaşkınlığın etkisindelerdi. Ertesi gün iş yerlerinde kime anlatsalar aynı tepkiyle karşılaştılar. Nasıl olabilirdi?

30’lı yıllardan sonra cip almak epeyce demode olmuştu, 40’lı yıllarda hepten gündemden düşmüştü. Tabii ki hâlâ tercih edenler vardı, ama onlara toplum çok kötü gözle bakıyordu. Çevreyi, toplumsal adaleti umursamayan ve servetini teşhir etmekten hoşlanan insanların sayısı epeyce azalmıştı. Ersin neden böyle bir şey yapsın ki? Hele bir sanatçı olarak?

Ersin yine de eski arkadaşlarını unutmamıştı. Yeni sanat merkezinin açılışına Aylin’leri ailecek davet etmişti. Yeni bir koreografi, hatta yeni bir akım denemesi olacaktı. O akşam Ersin’in kararının sebebi anlaşılmıştı. Cip üreticisi bu sanat şöleninin sponsoru / küratörü olmuştu. Sanat kendini neden bu tür unsurların aleti haline gelmesine izin veriyordu ki?

Aylin bu işin peşini bırakmadı. İnternette bir imza kampanyası başlattı. Kısa sürede on binlerce taraftar topladı ve sanat merkezi ile bir görüşme organize etti. Sanat merkezi bu işin kaçınılmaz olduğunu ve sanatı vatandaşla buluşturmak için sponsorlara gerek duyduklarını açıkladı. Aylin sponsorla görüşmek istediğini belirtti.

Aylin’in uğraşları sonucunda cip üreticisinin sanata verdiği desteğin, ‘gösteriş’ için olduğunu ortaya çıkardı. Sosyal paylaşım ağlarında ve kitlesel fonlama yöntemi ile Aylin ve Kerim hemen organize oldular ve sanatı destekleme kampanyası başlattılar. Bu yıllarda insanlar gelirlerinin belli bir bölümünü toplumsal meseleler ve sanatın / kültürün gelişmesi için harcamaya alışmışlardı.

Toplumsal yardımlaşma, gelir paylaşımı, kültür – sanat – bilim faaliyetlerinde bulunmak, medeniyetin gelişmesine katkıda bulunmak, toplumsal itibarı artıran bir unsurdu. Bu şekilde bireysel destekler, kurumsal desteklerden çok daha ciddiye alınmaktaydı.

Ersin cipe alışmıştı, ama Aylin’in kampanyasından sonra geri vermek çok zoruna gitmedi. Zira Natalia durumdan hiç hoşnut değildi. Onun da gönlünü tekrar kazanmak ve sosyal medyada ona karşı yöneltişmiş kötü mesajlardan kurtulmak için, Ersin cipini iade ettiğini ve tekrar eskiden olduğu gibi toplu taşıma ve gerektiğinde elektrikli paylaşımlı araçlardan kullandığını açıkladı. Kısa sürede durum normalleşti ve sosyal statüsü eskisine döndü.

Aylin ve Kerim çocukları ile daha çok vakit geçirmek için esnek çalışma koşullarına sahipler. Yılda 8 hafta izin hakları var ve çocukların tatillerinde ve dönem aralarında onlarla birlikte yerel ve bölgede seyahate çıkıyorlar. Türkiye’nin pek çok yerini gördüler. Genelde seyahate gittiklerinde dostlarının veya bu tür ailelere evlerini açan ailelerin yanlarında kalıyorlar. Böylece yeni arkadaşlar ediniyor, ayrıca yerel kültürle, sanatla, geleneklerle ve oranın güncel gündemiyle tanışıyorlar. Aynısı çocukları için de geçerli.

Sanal gerçeklik, hologram, sanal dünyalar ne kadar eğlenceli olursa olsun, fiziki yakınlık, özellikle ilk tanışma, sohbet etme, duyguları ve deneyimleri paylaşmak için çok daha önemli, çok daha tatminkâr. Bir kere arkadaş olduktan sonra, sanki yan yana oturuyor gibi, sanal dünyalarda ziyaretler ve buluşmalar son derece mümkün ve eğlencelidir.

Alper, Kerim’in oğlu, bir ödevle karşılaştı. Güneydoğu Anadolu’daki ve komşu ülkelerdeki el sanatları ve bunların günlük hayattaki önemleri üzerineydi. Alper’in o seyahatlerden bir sürü arkadaşı vardı. Ödevi yapmak son derece kolay ve eğlenceli hale geldi. Derste Alper’in hologram sunumu çok beğenildi, hatta arkadaşlarıyla yaptığı görüşmelerden bir derleme video yaptı, Türkçe ve diğer yerel dillerde katkılar ve görüntüler ödevi çok zenginleştirmişti.

Artık okullarda dersler bu şekilde yapılıyordu. Konu anlatımı daha çok video ve benzerine bırakılıp, öğrencinin seviyesi, algılama şekli ve kapasitesine göre özel üretiliyor ve aktarılıyordu.

Öğretmen ise daha çok ödevler, projeler, grup çalışmaları verip onların moderasyonunu yapıyordu. Öğrenciler okulda daha az, ama daha eğlenceli zaman geçiriyorlardı. Öğretmenlerin işi de rahatlamıştı ve daha yaratıcı çalışmalarına imkân vardı.

Aylin ve Kerim’in kızları Parem ise, Ersin amcasına ve Natalia ablasına özenerek dansçı olmak istiyordu. Bunun için erken yaşta bale derslerine başlamıştı. Yuvadan sonra evde annesinin gözetiminde çalışabilmesi için, hologram bale hocası ona temel hareketleri gösteriyordu. Doğru yaptığını gördükçe bir sonraki harekete ve seviyeye geçiyordu. Sporun ve sanatın toplumsal boyutu olması bakımından hafta sonları ebeveynler ve çocukları bale okulunda buluşup, çocukların toplu antrenmanlar ve gösteriler yapmalarını sağlıyordu. Artık erkeklerin sayısı neredeyse yarı yarıya gelmişti, eskiden olduğu gibi tek tük değillerdi.

İlgili Yazılar

Arama yapın