T

op10 listeleri çok moda. Modaya uymanın çok faydalı olduğunu düşünmesek de bu listenin 2017 yılı için size iyi bir fikir vereceği görüşündeyiz. Gelecek çok hızlı geliyor, değişimin hızı ve kapsamı her zamankinden fazla, başımızı döndüren bir yolculukta gibiyiz. Bir yandan savaşlar, krizler, felaketler yaşanırken diğer yandan bilim ve teknoloji hayatımızı iyileştirmek üzere karşımıza sürekli yenilikler çıkarıyor.

2017’de en çok sanal gerçeklik gözlüklerinin konuşulacağını ve oyun dışında çok ciddi uygulama alanların doğacağını düşünüyoruz. Yapay zekâ her tarafımızı saracak, bazen eğlendirecek, bazen yardımcı olacak, bazen ürkütecek. Nesnelerin interneti dünyayı dijitalleştirmeye devam edecek, özellikle Endüstri 4.0 çok konuşulan bir konu olacaktır. Gerçek dünyada nesnelerin interneti rüzgârı esmeye devam ederken, finans dünyasında blockchain rüzgârı fırtına gibi esecek. Beyin dalgalarının okunması ve bununla ilgili uygulamalara önümüzdeki yıl daha sık rastlayacağız.

Biraz da sosyal açıdan bakarsak: İnsan odaklı tasarımlar, insan odaklı değerler, kısaca özümüze dönüp daha insan odaklı olacağımızı öngörüyoruz. Belki bu bir temennidir. Kişisel tıp kavramının daha sık duyulacağını ve yaygınlaşacağını göreceğiz. Enerji alanında dağıtık ve hane tipi çözümler görülmeye başlanacaktır. Bazı girişimcilerle tanıştık, sosyal robotlarını en kısa zamanda ortaya çıkaracaklar. Giyilebilir teknolojiler önümüzdeki yıl da yaygınlaşmaya devam edecek.

Görüldüğü üzere geçen yılki listeden devam edenler var, yepyeni konular var, listeden çıkanlar var. En önemli mesaj değişimin ne kadar hızlı ve dinamik olduğudur. Bu akımları ve kavramları takip etmek, bunlarla ilgili yetkinlik geliştirmek, etkilerini incelemek ve onları fırsata çevirmek veya tehditleri önlemek için sadece sınırlı vaktiniz var.

İster STK olun, ister şirket, ister kamu, ister birey, bu trendler herkese etki etmektedir, dünyamızın gerçekleridir. İnsanlık bugüne kadar icat ettiği hiç bir teknolojiden vazgeçmedi. İyisiyle kötüsüyle bir şekilde kullanmayı öğrendi. Bu teknolojiler de bir şekilde hayatımıza girecekler, mantıklı kullanım senaryoları bulacağız. Geleceğe hepimiz şekil veriyoruz. Sen de!

1 – SANAL GERÇEKLİK

Eğlence, oyun, sinema, tasarım, mobil uygulama, sosyal medya, simülasyon, alışveriş, endüstri ve sanat gibi birçok alanda Sanal Gerçeklik (VR) hayatımıza hızla girmeye devam ediyor. Sanal gerçeklik yeni bir konu değil; internet hızının artması, mobil cihazların 360 derece videoları desteklemeleri, grafik kartlarının gelişmesi gibi teknolojik gelişmeler sonucu son birkaç yıldır çok hızlı bir şekilde yayılıyor.

Birçok dev şirket araştırmalarına ve yatırımlarına devam ediyor. Facebook – Oculus Rift, Microsoft – HoloLens, Google – Daydream, HTC – Vive Pre, Sony – Playstation VR, Samsung – Gear VR ve Magic Laep en önemli örnekler arasında yer alıyor. Tasarım alanında Google’ın Tilt Brush uygulamasını örnek verebiliriz. Tasarımcıların 2 boyut tasarımdan 3 boyut tasarıma geçmesini sağladı.

Günümüzde insanlar izledikleri filmleri, televizyon programlarını, kendi çektikleri videoları ve oynadıkları oyunları tek açıdan görmek yerine 360 derece görmeyi istiyor. Bu istekleri hızla artmaya devam edecek.

Perakende, tasarım, oyun, emlak, endüstri ve sosyal medya gibi sektörlerde sanal gerçeklik kullanımı giderek artacaktır. Sanal gerçeklik 2017 yılında da en önemli trendlerden biri olarak gelişmeye devam edecek.

2 – YAPAY ZEKÂ

Transcendence, HER, Ex-Machina filmlerini izlemediyseniz, mutlaka izleyin. Google Deepmind şirketini duymadıysanız, mutlaka inceleyin. Bostrom’un Superintelligence kitabını okumadıysanız, mutlaka okuyun. GelecekHane’nin yapay zekâ raporunu henüz görmediyseniz, mutlaka edinin ve inceleyin.

Bilgisayar programlarını insanlar geliştirir. Bilgisayarlar insanların düşünebildiği kadar düşünür ama işlemleri çok daha hızlı ve kapsamlı yapabilir. Yapay zekânın mantığı böyle değildir. Yapay zekânın öğrenen bir yapısı vardır. İnsan onu şekillendirir, mesela bu şekilde algılayabilirsin (görebilirsin, anlayabilirsin) der, sonra bolca örnekle onu eğitir. Bu esnada yapay zekâ kendi hafızasını, zekâsını geliştirir. Mesela görüntü tanıma konusunda yapay zekâ insan gözü ve aklına yaklaşmış, bazı durumlarda geçmiştir. Sürücüsüz araçlarda bu son derece önemlidir, zira içinde sürücüsü olmayan bir araç çevreyi çok dikkatlice algılayabilmesi elzemdir.

Basit rutin işlemleri yapay zekâya yaptırmak pek çok işletme için pek yakında mümkün hale gelecek. Bu rutin işleri yapan insanlar daha katma değerli işlere odaklanabilecek, yapay zekâ ile insan arasında çok değerli bir iş paylaşımı olacak. Mesela akıllı telefonlarımızdaki sesli asistanlar giderek akıllanmaya başladı, daha da akıllı hale gelecek. Onları bir asistan gibi, bir arkadaş gibi kullanmak pek yakında sıradanlaşacak, hayatımızın bir parçası haline gelecek.

Robotlarda, nesnelerin internetinde, Endüstri 4.0’da ve diğer ileri otomasyon çözümlerinde (akıllı okul, akıllı ev, akıllı hastane, akıllı mağaza vb.) yapay zekâ çözümleri çok hızlı bir şekilde yaygınlaşacak. Ülkemizde de bu konuda çalışan ekipler var. En başta Miletos.co ekibiyle tanışmanızı tavsiye ederiz.

3 – NESNELERİN İNTERNETİ

Nesnelerin interneti son yıllarda olduğu gibi bu yıl da önemini arttırarak revaçta bir konu olmaya devam edecek. Bu teknoloji, kullandığımız tüm cihaz ve eşyaların birbirlerine ve internete bağlanmasını, yer ve zamana bağlı olmaksızın birbirleriyle iletişime geçmelerini sağlayacak. Aklınıza gelebilecek her türlü nesne akıllı hale gelecek ve hayatımızı kolaylaştıracak.

Uzun süredir birçok belediye yönetiminin ajandasında yerini almış olan akıllı şehirler yaklaşımının en önemli itici gücü yine nesnelerin interneti. Şehirlerin dört bir yanına yerleştirilen sensörler sayesinde hava kirliliği,

enerji tüketimi, trafik akışı eş zamanlı olarak takip edilebiliyor, su kaynakları ve atık yönetimi daha verimli bir şekilde yapılabiliyor. Akıllı evlerde kullanılmadığı zaman kendini kapatan cihazlar enerji tasarrufu yapılmasını sağlıyor. Nesnelerin interneti trendinde öne çıkan diğer bir konu ise güvenlik. Akıllı cihazlar hayatlarımıza dair çeşitli kişisel bilgileri topluyor. Evimizin derecesini kaça ayarladığımız, saat kaçta kalktığımız, hangi programları izlediğimiz gibi birçok bilgi cihazların bağlı bulunduğu sistemlerde depolanıyor. Bu nedenle akıllı sistemlerin güvenliği giderek önem kazanacak.

4 – BLOCKCHAIN (KAYIT ZİNCİRLERİ)

Bitcoin sözcüğünü daha önce duymuş olmalısınız. 2009 yılında Satoshi Nakamoto imzasıyla yayınlanan bir makalede, dijital bir para biriminin dünya çapında kullanılabileceği iddia ediliyor ve böyle bir sistemin altyapısının nasıl olması gerektiği açıklanıyordu. Başta kulağa pek gerçekçi gelemeyen bu fikir günümüzde en çok konuşulan teknolojik gelişmeler arasında yer alıyor.

Bitcoin 2009 yılından beri diğer para birimleri gibi piyasada işlem görüyor, hem de her hangi bir merkezi otoritenin düzenlemesi olmadan. Bitcoin ile dünyanın öbür ucuna anlık para transferi yapabiliyorsunuz. İnternet üzerinde veya belli yerlerde bir hizmet ya da ürün satın almak için artık Bitcoin kullanabiliyorsunuz. Aslında Bitcoin sadece bir varlık, dijital bir kripto para birimi. Ama Bitcoin’in arkasında yatan teknoloji sadece bir para birimi olmanın çok ötesinde.

Blockchain olarak adlandırılan bu teknoloji dijital alanda gerçekleşen her türlü işlemin silinmez bir kaydını oluşturmayı mümkün kılıyor. Ağa bağlı olan herkesin giriş yapabildiği, milyonlarca bilgisayarda eş zamanlı olarak çalışan dijital bir kayıt defteri sayesinde yapılan tüm işlemler şifrelenmiş bir şekilde kayıt altına alınıyor. Her bir kayıt birbiri ardına ekleniyor ve kayıt zincirleri oluşuyor. Bu sistemi hackleyebilmek için milyonlarca bilgisayara dağıtılmış kayıt zincirlerinin tamamını değiştirmek gerekiyor ki bu neredeyse mümkün değil. Sonuç olarak, Blockchain sayısız yazılımla korunan banka hesaplarından daha güvenli bir sistem haline geliyor. JP Morgan’daki hesabınız hacklenebiliyor, ama Blockchain ile paranız hiçbir yerde olmadığı kadar güvende.

Blockchain güvenli olmasının yanı sıra aracı finansal kurumları ortadan kaldırarak zaman ve maliyet avantajı sağlıyor. Bankalar aracılığıyla yapılan bir uluslararası para transferi günler sürebiliyor ve toplam tutarın %10’u civarında bir maliyet oluşturuyor. Blockchain’de ise uluslararası para transferi yapmak sadece birkaç dakika sürüyor ve maliyet %10’dan çok daha düşük oluyor.

Blockchain ile hayat bulan diğer bir uygulama ise Ethereum. Akıllı kontratlar yapmanızı sağlayan bu sistem ticaret hayatında köklü değişliklere neden olacak gibi gözüküyor. Bitcoin ve Ethereum şu an için çok rağbet gören Blockchain uygulamalarından sadece ikisi. Blockchain daha birçok yeni uygulamayı tetikleyecek ve hayatımızda önemli değişikliklere yol açacak. Blockchain uygulamalarını daha iyi anlayabilmek için Don Tapscott’un TED konuşmasını izlemenizi tavsiye ederiz.

5 – BEYİN DALGALARI

İnsan beyni bilyonlarca sinir hücresi içeren ve sırları “henüz” tam olarak çözülmemiş bir organdır.  Vücudumuzdaki sinir hücreleri kablo-ağ yapısındaki dendrit denilen iplikçiklerin üzerinden akan elektrik akımı sayesinde birbirlerinden haberdar olur ve vücudun yaşam faaliyetleri için kararlar alır. Beynimiz doğduğumuz andan itibaren duyu organlarımız ve çevresel sinir sistemimiz sayesinde dünya hakkında bilgilerle döşenir. Elastisitesi yüksek yapıdaki bu organın bazı bölgeleri belirli yaşamsal faaliyetleri kontrol etmede diğer bölgelere nazaran daha aktif olur. Dünyanın çeşitli bölgelerinde araştırma merkezleri ve devletler beynin yapısını anlamak ve kontrol etmek için oldukça büyük miktarlarda bütçe ayırmaktadır.

EEG cihazları sayesinde beynin değişik bölgelerinin çalışması sonucu açığa çıkan enerjinin frekansları ölçülür ve anomali olup olmadığı tespit edilir. Beyin çalışma, stres, uyuma, spor aktiviteleri gibi farklı çevresel ve içsel koşullar altındayken farklı dalgalar yayar. Bu dalgalar günümüzde beşe ayrılıp, dalga isimlerine alfa, beta, gama, teta, delta denmiştir.

Beyin hastalıklarının önceden tespiti, hastalıklara müdahele, beyin okuma-yazma cihazları başta DARPA olmak üzere çeşitli araştırma enstitüleri ve Human Brain Project gibi ülkeler arası araştırma projeleri tarafından büyük bütçeler ayrılarak geliştirilmeye çalışılmaktadır. Beyin tarafından yayılan ışınımların tespiti ve kullanımı sayesinde bireylerin günlük yaşantılarında hayat veriminin artırılması hedeflenmektedir.

Uyku, çalışma, stres gibi değişik fiziksel durumlarda beyinden yayılan ışınımların frekansları farklıdır. Şu an piyasada Neurosky şirketi tarafından üretilen EEG biyosensörlü cihazlar beyin dalgalarının frekans değişimlerinin hangi durumlarda ortaya çıktığı kullanıcılar tarafından deneyimlenip, bireylerin yaşam kalitesinin fiziksel durum değişimlerinde kontrol sahibi olmalarını sağlamaktadır.

Beynin çalışma yapısının tamamen çözülmesi ve kontrolü sayesinde gelecekte algı artırımı yapabilmemizi sağlayabilecek cihazları kimler kullanabilecek? Bireylerin bilinç seviyeleri arasında bir uçurum oluşması söz konusu olur ise, bu durumun getirebileceği kaotik durumda düzeni oluşturmak için hangi problemlere çözüm arayışına gireceğiz sorusunun cevabını araştırmaların yönü ve bulguları cevaplayacak.

6 – İNSAN ODAKLI OLMAK

İnsan odaklılık son yıllarda oldukça popüler bir konu olmaya başladı. Özellikle tasarım ve mühendislik alanlarında çıkan herhangi bir yeni ürün, sistem veya hizmet projelerinin odağında insan var. Peki insan odaklı olmak ne demek? İnsan odaklı olmayı geleneksel bakış açısıyla geliştirilen ürün ya da sisteme insanın uymasını bekleyen görüşün aksine ürün ya da sistemin insana uyum sağladığı yaklaşımlar olarak özetleyebiliriz.

IDEO’nun CEO’su Tim Brown’un popülerleştirdiği bir yaklaşım olan “Tasarım Odaklı Düşünme” de bu noktadan yola çıkıyor. Tasarım Odaklı Düşünme kullanıcıyı merkeze koyan bir sistem. Bu bakış açısı insanın ihtiyaç ve isteklerinden yola çıkarak, teknolojik ve stratejik uygulanabilirlik çerçevesinde problemlere çözümler üretilmesine olanak veriyor. Tasarım Odaklı Düşünme sistemi içerisinde farklı koşullara uyarlanabilecek birçok yöntem barındırıyor. Bu yöntemler sayesinde insanın yaşadığı deneyim çözümlenebiliyor, sorunlu kısımlar iyileştirilebiliyor. İnsan odaklılık birçok sektörde yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor.

7 – GENETİK TABANLI KİŞİSEL TIP

Günümüzde, birçok tıbbi uygulama büyük toplulukların ortalaması alınarak belirlenen tedavi standartlarına dayanır. Teori, herkese klinik çalışmaların sonuçlarına göre aynı tedavi yönteminin uygulanması yönündedir. Buna karşın, kişisel tıp spesifik özellikler, yaş, cinsiyet, boy / kilo, diyet ve çevre koşullarına dayanarak hastanın sağlığını yönetmektir. Kişisel tıp uygulamaları ile kanser, kalp hastalığı ve diyabet gibi yaygın hastalıklar kapsamında risk altındaki bireylerin belirlenmesi amaçlanmaktadır.

Basit aile tıbbi geçmişi, riski yüksek olan bireyleri tespiti ve yaşam tarzı değişiklikleri (diyet değişiklikleri, toksik alışkanlıkları bırakma, egzersiz artışı),  erken tarama, hatta profilaktik ilaç veya ameliyat gibi tedbir tavsiyelerinde bulunmak için hekimler tarafından uzun süredir kullanılmaktadır.

Bilimsel gelişmeler bir bireyin riskini belirlemek için fenotipe dayalı potansiyel tanı ve tedaviler sunmaktadır. Translasyonal Araştırma Alanları “-omik” (genomik, proteomik ve metabolomik) hastalıklara sebep olabilen genler, proteinler ve metabolik yollar ve bu yolların varyasyonlarını inceler. Bu gen merkezli araştırmalar da kişiselleştirilmiş tedaviye yeni yaklaşımlar sağlayacaktır.

Genomik ve moleküler tıbbın bu şekilde hızla ilerlediği bu dönemlerde, paydaşlar kaçınılmaz olarak kişisel tıbba yönelmiştir. Hastalık yönetiminde hasta memnuniyeti merkezli yaklaşımlar sebebiyle yan etkileri azaltılmış daha etkili ilaç tedavileri ile yaşam kalitesinin artırılmasını sağlamaya odaklanmıştır.

Doktorlar da deneme-yanılma tanı ve tedavisini en aza indirecek kesin tedavilere yönelmiştir. Buna ek olarak, tıbbi uygulamalar da artık hastalığın risk faktörlerinin ve koruyucu mekanizmalarının değerlendirilmesi için moleküler ve genetik bilimini temel kabul etmiştir. İlaç ve biyoteknoloji şirketleri de zaman ve para tasarrufu için öngörülmüş sonuçları olan hızlı ilaç geliştirme yollarının içinde ilerlemektedir.  Düzenleyici otoriteler de olumsuz etkisi en az olan ilaç tedavilerini onaylamak için baskı yapmaktadır. Devlet kurumları ve sağlık kurumları da hastaların gereksiz harcamalarını önlemek amacıyla daha kesin tedavilere ilgi çekmiştir.

Sonuç olarak, geleneksel tıbbın tamamen göz ardı edilememesine rağmen, kişisel tıbbın geleceği şekillendireceği ve gelecekte geleneksel tıbbı geride bırakacağı açıkça ortadadır.

8 – HANE TİPİ ENERJİ ÇÖZÜMLERİ

Geleceğin şehirlerinde enerji üretimi ve tüketimi günümüzdekinden farklı olacak. Enerji üretimi sadece santrallerde gerçekleşmeyecek, her bina / ev kendi enerjisini üretecek ve depolayacak. Ürettiği enerjinin bir kısmını kullanacak, tükettiğinden fazlasını ürettiği zamanlarda enerji fazlasını şebekelere aktaracak. Böylece geleceğin şehirlerinde hane halkı tüketmeye devam edecek ama aynı zamanda tükettiğinden belki de daha fazlasını üretir hale gelecek.

Akıllı şehir vizyonu ile yoğrulmaya başlayan birçok şehirde hane tipi enerji üretim çözümleri gün geçtikçe önem kazanıyor. 2017 yılında hane tipi enerji çözümlerinin çok konuşulan teknolojiler arasında yer alacağını düşünüyoruz. Ev tipi güneş panelleri ve rüzgar türbinleri birçok ülkede yaygınlaşmaya başladı. Malzeme bilimlerindeki gelişmeler sayesinde bu tip enerji üretim çözümlerinin ilk kurulum maliyetleri her geçen gün düşüyor.

Tesla’nın 2015 yılında satışa çıkardığı ev tipi enerji depolama sistemi Powerwall bu alanda gerçekleşen yeniliklere güzel bir örnek.

2016’nın son aylarında piyasaya sürülen ikinci nesil bataryalar güneş paneli veya rüzgar türbini ile üretilen enerjiyi depoluyor ve gün/gece boyunca evlerin elektrik ihtiyacını depodan karşılayabiliyor.

Yenilenebilir enerji, kısıtlı kaynakları verimli şekilde kullanmanın en güzel yollarından birisi. Önümüzdeki yıllarda, yenilenebilir enerji üretimini büyük ölçeklere çıkarmakta hane tipi enerji çözümlerinin büyük katkısı olacağı yadsınamaz bir gerçek.

9 – SOSYAL ROBOTLAR

Sosyal robotlar kendi kendilerini yönetebilen, kendi içerisinde tanımlanan sosyal kurallara ve kendisine atanan görevler dahilinde insan ve diğer otonom sistemlerle iletişim kurabilen, etkileşebilen sistemlerdir. Bu robotların dışardan gelen ses, görüntü gibi verileri algılayıp, analiz edecek donanım ve yazılımlarla döşenmişlerdir.

İlk sosyal robot olarak piyasaya sürülen Jibo, kullanıcılarla birebir özel etkileşime geçip, günlük hayatlarına destek olmak üzere üretilmiştir. Bu destekler, eğitim, ajanda takip sistemleri, fotoğraf çekme, uyandırma servisi, kullanıcıya özel karar verme sistemleri, güvenlik sistemleri şeklinde örneklendirilip çoğaltılabilir. Bu robotların tasarımı kullanıcıların robotu yabancılaştırmayacağı şekilde tasarlanmaktadır. Piyasadaki Jibo ve Buddy gibi robotlar, baş ve vücut olmak üzere iki ana parçadan oluşmaktadır. Kullanıcıların seçim ve davranışlarını zaman içerisinde öğrenebilen sosyal robotlar kısa süre içerisinde tüm aile bireyleri tarafından, ailenin bir bireyi gibi kabul edilecek şekilde tasarlanmaktadırlar.

Bunların dışında Pepper gibi duygusal sosyal robotlar da piyasaya sürülmüştür. Sosyal robotlar gelecekte daha da insansılaşacaktır. Mesela, mutfakta iki robotik koldan oluşan raylı sisteme oturtulmuş aşçı robotlar ile sosyal robotlar bir araya geldiğinde iki kolu olan, ev işlerini halleden otonom duygusal sosyal robotun ev ile ilgilendiğini görebiliriz.

Çamaşır makinalarının çalışması IOT sistemlerine bağlansa bile, kirli çamaşırları toplayıp makineye yerleştirecek olan hareket kabiliyeti yüksek robotların evde yardımcı olarak kullanılmaya başlanması yakındır. Gelecekte kumaşlar hiç kirlenmeyen veya kendi kendini temizleyen malzemelerden de yapılıyor olabilir ama bu ev içerisinde dolaşan bir robotun akşam dağınık bıraktığınız salonu toplamasında bir sakınca görmeyeceğiz.

10 – GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİLER

Günümüzde teknoloji hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Öyle ki artık akıllı cihazlarımız olmadan evden çıkamaz hale geldik. Hal böyle olunca bu cihazlar giderek küçüldü ve birer aksesuara dönüştü. Bileklere, kola hatta yüze bile uygulanabilen bu buluşla birçok cihaz giyilebilir hale geldi. Yani teknolojik cihazların işlevleriyle birlikte tasarımlarının da gelişmesi giyilebilir teknolojiyi hayatımıza sokmuş oldu.

Giyilebilir teknoloji farklı amaçlar için çok çeşitli alanlarda kullanılabiliyor. Örneğin, akıllı saatler sayesinde maillerinizi, aramalarınızı ve sosyal medya hesaplarınızı kolayca takip edebiliyorsunuz ya da akıllı bileklikler ile gün içindeki adım sayınızı öğrenip, yakılan kalorinizi görebilmeniz mümkün. Eğer daha fazla 3 boyut ve sanal gerçeklik istiyorsanız başa takılan ekranları denemelisiniz. Bu ürünler sizi bulunduğunuz yerden alıp sanki başka bir alemdeymişsiniz gibi hissettirecektir.

Giyilebilir teknoloji günlük hayat dışında tıp alanında da çok faydalı bir hale geldi. Fiziksel sakatlığı olan engelli insanlara ve rehabilitasyon kliniklerinde tedavi gören hastalara umut oldu. Askeri alanda da geliştirilmiş uygulamalar mevcut. Askeri üniformaya yerleştirilen telefon ya da tablet bilgisayar sayesinde askerin savaş alanındaki konumu ve durumu eşzamanlı görülebiliyor.

Bu sayede önceden tedbir alınarak, olabilecek olumsuzlukları önlemek mümkün hale geliyor. Aslına bakarsanız giyilebilir teknolojiye her yönden ihtiyacımız var. Hayatı kolaylaştıracağı gibi bizleri daha bilinçli bireyler haline getirecek. Geniş kullanım alanı sayesinde birçok eksiğimizi kapatarak yakın gelecekte hayatımızın bir parçası olacağa benziyor.

İLETİŞİME GEÇİN

Gelecek hakkında konuşalım.

Arama yapın