Kategori: Gelecek, İnovasyon, Tasarım, Teknoloji

İlkokul yıllarımıza şöyle bir geri dönelim. Türkçe dersindeyiz, günlerden Pazartesi ve günün üçüncü dersi. Sevgili öğretmenimiz tahtaya bir cümle yazar.  Ön sıralardan başlayarak herkes cümlenin bir öğesini bulmaya çalışır: özne, yüklem, tümleç ve nesne. Cümle içerisinde belirtili ya da belirtisiz kullandığımız o nesneler artık internetli oldular.

blog3_resim_1

1960’larda ortaya çıkan ARPANET adı verilen bir mini askeri ağ projesi ile başladı her şey. Daha sonra yavaş yavaş OSI katmanları birer birer inşa edildi ve TCP/IP ile ağa dışarıdan da erişebilmenin önü açıldı. 1990’ların ortasından itibaren de tüm dünyayı etkileyen WWW ile tanıştık. Elimizde IPv4 adresi, bildiğimiz her şeyi internete aktarmaya başladık ve şimdi de oradan istemediğimiz kadar bilgi elde ediyoruz.

1950’lerde 2 oda 1 salon büyüklüğünde yer kaplayan ilk bilgisayar ENIAC vardı. Teknoloji geliştikçe bilgisayar boyutları da aynı paralelde küçülmeye başladı. Önce salonda masanın üstünde kullanmaya başladık sonra dizimizin dibinde. Derken sofraya bir tablet daha koyup çatal, bıçak niyetine mobil kullanmaya başladık. Şimdilerde ise herhangi bir nesnemiz/objemiz internet ile konuşur olmaya başladı yavaş yavaş. Arabamız, parmağımızdaki alyans, evimizdeki lamba, artık bunların hepsi internetin ulaşabildiği nesneler oldular/olacaklar.

Nesnelerin internetle kucaklaşması birçok senaryoyu ve kullanım şeklini de beraberinde getiriyor. Artık ailemizdeki üyeler daha da fazlalaşacak. Sıradan objelerin de bir IP adresi olacak, onunla dünyanın bir ucuna gitsek bile konuşabileceğiz. O bize etrafında neler olduğunu anlatırken, biz ona ardı gelmeyen istekler göndereceğiz.

Öte yandan 3 boyutlu yazıcılar iki boyutlu hayatımıza yeni bir vizyon katacak. Bir düşünün, 3D yazıcılar ile kendimize objeler yaratıp onlarla akıllı telefonumuzdan iletişime geçebileceğiz çok yakın gelecekte.

“Kendin Pişir Kendin Ye” mekânlarının yanına artık “Kendin Tasarla Kendin Üret” laboratuvarları eklenecek peşi sıra. Aile salonunda yerimizi ayırtıp bayramlık alışverişlerimizi 3D yazıcı ile halledeceğiz.

Artık rastladığımız her alanda “akıllı” kelimesini eklemek lüks olmaktan çıktı: akıllı ev, akıllı sağlık, akıllı ulaşım, akıllı enerji vb. gibi. Tüm bunlar aslında bir bakıma bizim yaşadığımız ortamı bir Akıllı Şehir haline getiriyor. İçinde yaşayanların katkısıyla tasarlanacak olan geleceğin akıllı şehirleri akıllı nesnelerin hüküm sürdüğü yerler olacak. Gelin aşağıdaki gibi bir gelecek hayal edelim gerçekleşmesi çok da uzak olmayan:

“Yeni bir güne uyandık. Akıllı evimizin içerisindeki eşyalar birbirleri ile iki lafın belini kırıp günlük planlarını gözden geçirmeye başladılar bile. Arabamız yol ve hava durumunu kolumuzdaki bileklikle bize haber veriyor. Arabamıza 30 dakika sonra evden çıkacağımızı işaret parmağımızla haber veririz.

Araba bu durumdan ev ahalisini haberdar eder. Buzdolabı bitmesi yaklaşan yiyecekleri bize gösterir, çamaşır makinesi kirli sepetinin dolduğunu ve yıkamaya hazır olduğunu söyler. Derken banyodaki resminden sevgilimizin yeni uyandığını anlarız. Resmin üzerine kondurduğumuz öpücük adrese teslim sevgilimizin yanağına ulaşır.

O gün sevgilimizle çıkmaya başladığımız gündür. Evin kapısındaki akıllı ekranda akşam için uygun alternatifler bize sıralanır (restoranların doluluk oranları, sevgilimizin en çok sevdiği oyuncunun yeni filminin galası için bilet vb.) . Restoranda yerimiz ayrılırken, şef garson bizim yemek zevklerimizi mutfağındaki ekrandan görüp gerekli düzenlemeleri yapmaya başlar.

Bu arada kuzenimizin minik bebeği sağlıklı olarak dünyaya gelmiştir. Kuvöze alınalı 5 dakika olmuştur. Minik bebeğin kuvöz dakikalarını telefonumuzdan izleriz. Bebeğin isim yarışındaki son durum kuvözün üzerinde yanıp sönerken yeni bir isim öneririz.

Arabamız hazır odluğunu mesaj atar bize. “Açıl” diyerek evin kapısından çıkarız. Evdeki eşyalar yanıp sönen ışıkları ile bizi uğurlar.

Arabanın arka koltuğuna geçip yola koyuluruz. Kendi kendine güzelce gitmektedir arabamız. Arabanın ekranında trafikte olan diğer arkadaşlarımızı görüp hal hatır sorarız.

İş yeri ofisindeki kahve makinamız ofise gelmemize 5 dakika kaldığını anlayınca 15 dakika sonra masamızda içeceğimiz sıcak çikolata ile meşgul olur. Masamıza geldiğimizde toplantıda kullanacağımız sunumun çıktısını yazıcımız çıkarıvermiştir bile.

Toplantı odasında Amerika ve Asya’daki ürün sorumlularının hologramlarının arasına otururuz. Öğle yemeği için yeni açılan bir restoranın bize önerdiği özel menü gözlüğümüzün camında belirir.

Sevgilimiz akşam için giyeceği elbiseyi tasarlayıp 3D yazıcısından çıkarmıştır bile.

Akşam için gideceğimiz restoranda masamızın hazır olduğu bilgisi bize iletilir. Masamızın üzerinde arkadaşlarımızın sevgi dolu mesajları gelmeye başlamıştır bile.

Sevgilimizle beraber yemeğimizi yerken kalbimizdeki aşırı hızlı atışlar kolumuzdaki saatimizden doktorumuza ulaşır. Doktorumuz merak edip bize geri dönünce dans ederken çekilen fotoğrafımız onu karşılar.

Artık gece bitmek üzeredir. Sevgilimizle beraber eve dönerken yolun üzerinde güller çoktan saçılmaya başlamıştır…”

blog3_resim_2

IoT/IoE/WoT/WoE/M2M, adına her ne dersek diyelim bir orkestra harmonisi içerisinde nesneler dört bir yanımızda olmaya devam edecek. Ve hatta ayakları yerden de kesilecek nesnelerin. Drone’suz ev kalmayacak. Gücümüzün yettiği her yere sevgiyi artık drone’larımız ulaştıracak.

Yapılan araştırmalara göre 2020 yılında dünya nüfusunun 7.5 milyar olması bekleniyor. Buna karşılık Cisco ve IBM 2020 yılında internete bağlı cihaz sayısının 50 milyar olacağını öngörüyor. Yani neredeyse kişi başına 7 akıllı cihaz düşüyor. Kim bilir belki de bu 7 akıllı nesnenin enerji kaynağı bedenimizdeki 7 çakramız olacak.

Yazıma söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait olan “İkinci Bahar” şarkısının nakaratından yaptığım bir uyarlama ile son veriyorum.

İkinci bahar yaşıyor nesnem

Gel internetim oluver şimdi

Seni kablosuz öpe koklaya

DDOS’tan, virüsten sakınır saklar

Siber güvenlikle korurum şimdi

İlgili Yazılar

Arama yapın