Kategori: İnovasyon, Yönetim

Pek çok kurumun yemekhanesi bulunmaktadır. Çoğu sadece öğle yemeği vermektedir. Yani saat 12:00 ile 14:00 arası kullanılmaktadır. Günün diğer zamanlarında atıl bir mekân. Bazı kurumlarda sabah 07:00 ile 09:00 arası kahvaltı verenler var, bazılarında ise mesaiye kalacaklar için 17:00 ile 19:00 arası akşam yemeği veren yerler var. Bazen önemli duyurular, doğum günü kutlamaları veya toplu çalışan toplantıları bu ortamda yapılmaktadır. Diğer zamanlarda boş kalan, atıl bir mekândır.

Kurumun büyüklüğüne ve çalışan sayısına göre yüzlerce, binlerce metre kare atıl alan. Kurumun geri kalanında çoğu zaman çalışanlar sıkışmak zorunda kalırlar, toplantı odası bulunmaz, projeler için uygun ortam bulunmaz. Kurumun bütçesine ve kültürüne göre etraftaki otellerin toplantı odaları, kafeler ve restoranlar kullanırlar, elbette ki ücret ödeyerek. Sanırım mesaj belirmeye başladı.

Çoğu beyaz yakalı çalışan, mobil çalışmayı, yani bir kafede veya restoranda veya bir otelin toplantı odasında, laptoplarını açarak, flipchart başında toplantılar yapmaya alıştı. Niye dışarıda, üstüne para vererek verimli ve eğlenceli toplantılar yapılır, ama şirket bünyesinde toplantılar sıkıcı ve kavgalı geçer? Niye kafede oturmak keyifli bir deneyimdir de şirketin yemekhanesi fabrika veya hastaneyi çağrıştırır? Mobilyaları değiştirmek, fonda tatlı bir müzik sesi, tabldot veya tepsi yerine daha kafe tarzı bir menü olsa, ortamın atmosferi, renkleri, kokusu yemekhane değil, içerideki deneyim kafe gibi olsa, hoş olmaz mı?

Dünyada bunun pek çok örneği var. Ülkemizde de var. Bu tür kafeleri olan ve kurum kültürü itibariyle bunların kullanımını müsaade eden yönetimlerin olduğu kurumlarda ciddi verim artışı ve çalışan memnuniyeti görülmektedir. Çalışanların turnikelerden kartlarını basarak geçmek zorunda kalmadığı, yani çalışmaları süreyle değil, çıktıyla ve katma değerle ölçülen bir kurum kültürü var olması gerek. Yoksa yemekhaneye – yeni adıyla kurumsal kafeye gitmek, yine çalışmamak, vakti boşa harcamak anlamına gelecektir.

Çalışma verimini artırmak, yaratıcılığı artırmak, insanların buluşmalarını teşvik etmek, mimari ve tasarımsal olarak sağlanmaktadır. Kullanılan malzemeler, kullanılan renkler, genel tefrişat, ortam kokusu, dokusu ve akustiği, perde, mobilya, ve benzeri aksesuarlar, çok etkilidir. Bazı kafelerin popüler olması, bazılarının ise hiç müşteri çekememesi sadece fiyatlarından ve çay veya kahve kalitesinden değildir. Ortamın davetkâr olması, insanları içeri çeker. İçeride rahat ederlerse, içerisi davetkâr görünür. Böylece olumlu bir döngü oluşur. Tam aksi durumda, ortam giderek sönükleşir, giderek misafir sayısı azalır, böylece olumsuz bir girdap oluşur.

Yemekhane buna göre bir çalışma ve buluşma ortamına dönüşünce, içini zenginleştirmek, belki bazı yenilikçi deneyimlerle donatmak mümkün olabilir. Kurum için hangi deneyimler, hangi yenilikler önemliyse, bunların prototipleri kafede sergilenebilir. 3 boyutlu yazıcılar, sanal gerçeklik gözlükleri, nesnelerin interneti veya başka ilginç teknolojiler. Bu cihazlar ve deneyimler ile atölyeler düzenlenebilir, inovasyon seansları yapılabilir, kurumdaki farkındalığı artırmak ve kültürün oluşmasını sağlamak mümkün olabilir.

Ayrıca ortamda yeterince flipchart veya beyaz tahta bulunmalı, hatta bazı duvarlar veya sütunlar olduğu gibi (zeminden tavana kadar) beyaz tahtaya dönüştürülmeli, bolca kalem ve silgi bulunmalı (pek çok kurumda unutlmaktadır). Yaratıcılığı teşvik etmek için, fikri gelen bir çalışan, fikrini bir yerlere yazabilmeli, ister beyaz tahtaya, ister post-it ile cam duvarlara. Hatta ortamın mimarisi ve tasarımı olabildiğince esnek ve gezici (mobil) olmaya elverişli olmalıdır. Böyle olursa bazen küçük küçük ortamlar, bazen büyük bir salon, bazen yuvarlak masalar, bazen yemek ortamı oluşabilir.

Bu ortamı canlandıracak en önemli unsur içinde vakit geçirecek insanlardır. İnovasyon ekipleri, pazarlama ekipleri, teknoloji uzmanları, dışarıdan gelecek ajanslar, danışmanlar ve yaratıcı herkes. Ortamın meşrulaşması, kullanımın artması için, üst yönetim üyeleri de buraya uğramalıdır. Apoletlerini kendi ofislerinde bırakıp, bu ortama ünvansız, önyargısız ve en yaratıcı havaları ile gelmeliler. Yoksa ortam bir anda bozulabilir, nitekim böyle örnekleri pek çok kişi yaşamıştır.

Ortamın canlanması, mekânın işlek ve üretken olması için düzenli olarak etkinlikler organize edilmelidir. Dışarıdan ilham verici konuşmacılar, paneller, happy hour etkinlikleri, teknoloji demo seansları, tedarikçilerin bazı uzmanları veya yöneticileri, sanatçılar ve onların eserleri, bilim insanları veya ustaları ve hayat hikâyeleri. Bu etkinlikler olabildiğince düzenli yapılmalı ki bir gelenek ve alışkanlık oluşsun. Bu takvim olabildiğince şeffaf tüm organizasyona vakitlice duyurulmalı ki, olabildiğince çok kişi katılabilsin. Bu etkinlik kurasyon ve organizasyon işi başlı başına bir iştir ve birinin dedike işi olmalıdır. Aksi takdirde düzenli olarak cereyan etmesi ve çokça kişi tarafından ziyaret edilmesi, aktif katılım olması ihtimali düşüktür.

Hatta böyle bir ortamda hackathon gibi etkinlikler düzenlemek dahi mümkün olabilir, mimarisi ve tasarımı buna göre düşünülmelidir. Kuluçka programları, hızlandırma programları ve benzeri aktiviteler açık inovasyon ve girişimcilik potansiyelini artıracaktır, kurumun imajını yeni nesiller için çok ilgi çekici hale getirecektir. Ülkemizde bunun bazı başarılı örnekleri yaşanmaktadır.

Eğer yemekhanenizi böyle bir kafeye, deneyim ve inovasyon mekânına dönüştürürseniz, bir şekilde içinde bazı deneylerin yapılmasını da sağlamalısınız. Mesela bir köşesi atölye olabilir. Bir Maker atölyesi gibi, sektörüne göre basit bir laboratuvar gibi, kirletmekten, alet edevat kullanmaktan çekinilmeyecek, değişik malzemelerin ve hatta belki o cihazların ve işlemlerin ustalarının da bulunduğu bir ortam yaratılabilir. Bu kültür yönetsel olarak desteklenir ve teşvik edilirse, kurumun tüm işleyişlerinde yenileşim ve olumlu değişim yaşanacaktır.

Özetle her kuruma yemekhane yerine bir gelecekhane yapılmasını tavsiye ediyoruz.

İlgili Yazılar

Yorum Yapın

Arama yapın