Kategori: Gelecek, Gelecek Habercisi, İnovasyon, Teknoloji

Geçtiğimiz ay Gelecek Habercisi’nin ilk sayısını yayınlamıştık. Sizlerden olumlu geri bildirimler aldık. e-posta göndererek görüşlerini bize ileten tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Bu sayımızda da yine 2035’ten ilginç haberlerle karşınızdayız. Bu haberler bir gün gerçek olabilir mi? Bilmiyoruz… ama çeşitli disiplinlerdeki gelişmeleri gözlemlediğimizde gazetemizde bahsi geçen olayların benzerleri yaşanabileceği gibi, belki hiç aklımıza gelmeyen çok daha beklenmedik olaylar ile de karşı karşıya kalabileceğimizi söylemek mümkün.

E-posta bülteni olarak yayınlamış olduğumuz Gelecek Habercisi’nin Temmuz sayısını buradan okuyabilirsiniz.

Gelecek Habercisi’nde yer alan haberleri yazmamızın arkasında yatan gerekçeleri de aşağıdaki satırlarımızda okuyabilirsiniz. Umarız bu sayımızdaki haberlerimizi de beğenirsiniz ve geleceği şekillendirmemizde katkısı olur. Unutmamak gerek; her zaman söylediğimiz gibi: “Geçmiş geride kalmıştır. Gelecek bizim elimizdedir!”

Temmuz 2035 tarihli, Gelecek Habercisi gazetemizin ilk haberi TBMM’den:

TBMM Robot Yasası’nı kabul etti

STK’ların TBMM’ne baskı oluşturması üzerine Asimov kurallarını esas alan yeni Robot Yasası tasarısı TBMM’ne sunuldu ve oylanarak kabul edildi. 16 Temmuz 2035 Pazartesi tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kanun, resmen yürürlüğe girdi.

Artık kendisini insan zanneden veya insandan üstün gören bir robot ile karşılaşırsanız, Polise ihbar etmeniz yeterli olacak. Kendi yapay zekasına sahip olan tüm robotların bu kurallara uygun olarak üretilmesi kanunen zorunlu hale geldi.

Akıllı cihazlar devrimi başlamış durumda. Nesnelerin İnternet’e bağlanması, araçların sürücüsüz olarak otonom hareket edebilmeleri ve robotlar bu devrimin öğeleri.

Nano boyutlu robotlardan, endüstriyel robotlara; alışveriş merkezinde, otellerde müşterilerle ilgilenen robotlardan, hasta bakıcısı olanlarına kadar birçok farklı amaç için robot geliştirme çalışmaları yapılıyor. Bu robotların geliştirme çalışmaları devam edecek şüphesiz ama birkaç yıl içinde bazılarının hayatımızda yerini almaya başladığını da görmeye başlayacağız. Örneğin, bir Avrupa Birliği projesi olan, 2004 yılından bu yana geliştirilmesi devam eden iCub projesi, insana benzeyen bir robot geliştirme konusunda oldukça mesafe kat etmiş durumda. Bu projenin önemli bir özelliği yazılımının ve donanımının açık kaynaklı olması ve bu sayede, başka ekipler tarafından da geliştirilmesinin mümkün olması. Nao ve Pepper okullarda, işyerlerinde ve evlerde ilk görmeye başlayabileceğimiz robotlar olabilirler.

Öte yandan bilişim dünyasına öncülük eden ve geleceğe şekil veren şirketlerin başında gelen Google’ın aralarında Boston Dynamics‘in ve Deep Mind‘ın da bulunduğu 8 robot şirketini satın almış olması, bu alandaki gelişmelerin habercisi olacak diyebiliriz.

Bu alandaki önemli bir öngörü de Ray Kurzweil’den geliyor. Google’ın yapay zeka departmanı direktörü Kurzweil, 2029 yılında robotların insanlarla etkileşiminin, insanların insanlarla etkileşimi gibi olacağını; robotların da flört edeceğini, şaka yapabileceğini ve insanlardan daha zeki olacaklarını öngörüyor.

2035 yılına kadar kamu kurumlarında görevli, şirketlerde çalışan, evlerde sosyal arkadaş veya ev işlerine yardım eden, hatta hasta ve yaşlıların bakımı ile ilgilenen robotların hayatımıza girmesi oldukça mümkün. Robotların yapay zekaya sahip olması, insandan daha zeki hale gelmeleri, robotlarla ilgili birtakım yasal düzenlemelerin de yapılmasını zorunlu hale getirecektir. Robotlara dair kanun denildiğinde ilk akla gelen Asimov’dur. Asimov, 3 robot yasasını tanımlamıştır. Asimov, daha sonra bu maddelere bir dördüncüsünü eklemiş, buna da sıfırıncı madde (zeroth law) demiştir. Bu yasalara başka maddeler önerenler de olmuştur:

  1. Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz.
  2. Bir robot birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
  3. Bir robot birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.
  4. Bir robot insanlığa zarar veremez veya hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez. (zeroth law)
  5. Bir robot her durumda robot olduğunu belirtmek zorundadır. (Lyuben Dilov tarafından, Icarus’s Way adlı romanında robotların 4. yasası olarak eklenmiştir.)
  6. Bir robot, kendisinin robot olduğunu bilmek zorundadır. (Nikola Kesarovski tarafından ‘Robotların 5. yasası adlı hikayesi ile eklenmiştir.)

Bir gün TBMM’nin Robot Yasası çıkarması gündeme gelirse, bu maddelerin de yasada yer alması sürpriz olmayacaktır.

Ulusal Trafik Sistemi’ne (UTS) Nobel Ödülü

Türkiye’deki tüm şehir içi ve şehirler arası yolların akıllı yola dönüştürülmesinin insanlığa olan katkıları sebebi ile Ulaştırma Bakanı Nobel Ödülü’ne layık görüldü. Akıllı araçlar, akıllı yollar, akıllı aydınlatma ve akıllı sinyalizasyona sahip Ulusal Trafik Sistemi’nin son 20 yılda trafik kazalarını 10 binde bire düşürmesi, 3 büyük şehrimizin hava temizliğinde dünyadaki ilk 10 şehir arasında olması ve yüksek vasıflı istihdam sağlayan yeni bir sektör var ederek dünyaya liderlik etmesi bu ödülün alınmasında etkili oldu.

Otomobillerimiz akıllınacak ve sürücüsüz olarak kendisi yollarda seyahat edebilecek ise (bir önceki sayımızda bu konuya değinmiştik), bu otomobillerin güvenli seyahat edebileceği akıllı yollara, akıllı binalara da ihtiyaç duyacağız demektir. Bu altyapı yapıldığında akıllı aydınlatma ve akıllı sinyalizasyon da yine bu kapsamda ele alınması gereken konular arasında yer alacaktır.

Dünyanın ilk akıllı yolunu yapacağını ilan eden ülkesi Hollanda oldu. Ancak bu proje, bizim GelecekHane olarak öngördüğümüz ve Türkiye için önerdiğimiz akıllı yol; akıllı araçlar ve sürücüsüz araçlar için akıllı aydınlatma ve akıllı sinyalizasyona da sahip dijital kalkınma programının çok küçük bir bölümüne temas etmektedir.

2035 yılında, tüm yollarımızın akıllı yol haline gelebilmesi için bugünden başlayarak atılması gereken adımları ele aldığımız blog yazımız “Trafik 2035: Otomobil, altyapı ve dijital kalkınma programı“nı da okumanızı öneriyoruz.

Sosyal Sorumluluk zorunlu hale geldi

Gönüllü olarak bakıma muhtaç kişilerin bakımını üstlenen şirketlerin teşvik kapsamına alındığı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun itibar endeksi uygulamasının olumlu sonuçlar vermesi üzerine sosyal sorumluluğun zorunlu hale getirilmesine karar verildiği açıklandı. Alınan karara göre, 5 iş gününün birisi çalışanlar tarafından zorunlu olarak bakıma muhtaç insanlara ayrılacak. Bu karara destek veren STK’lar olduğu gibi, bazı şirketler işgücü kaybına sebep olacağı gerekçesi ile karşı çıkıyorlar.

GelecekHane olarak izlediğimiz mega trendlerden “İnsan & Toplum” başlığı altında üç önemli trend yer alıyor. Bunlar Bireyselleşme, Şehirleşme ve Uzun Yaşam. Toplumların gelişmişlik düzeyi arttıkça bireyselleşme eğilimi de artış gösteriyor. Artık restoranlardaki masalar iki kişilik veya tek kişilik olmaya başladı. Satılık ve kiralık ev ilanlarında 1+1, 1+0 daire ilanları görmek sıradanlaştı.

Öte yandan nüfusumuz artma trendinde. TUİK, geçtiğimiz yıl 2075 yılına kadar Türkiye’nin nüfusuna dair hesaplamalara dayalı projeksiyonunu yayınladı. Bu verilere göre, Türkiye’nin nüfusu 2050 yılına kadar artmaya devam edecek. 2035 yılında Türkiye nüfusu 90 milyon 680 bin kişi olacak. Nüfusun yaklaşık 65 milyonu 23+ büyük şehirde yaşıyor olacak. Yaklaşık 14 milyon kişi 65 yaş ve üzerindeki olacak.

Tıp alanında yaşanan gelişmeler, hastalıklarla daha iyi mücadele edebilmemize ve insan ömrünün artamasına katkı sağlıyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barrack Obama, 30 Ocak 2015 tarihinde yaptığı konuşması ile kişiye özel tıp (Precision Medicine) çalışmalarını başlattı. İnsan organlarından alınan hücrelerin özel kartuşlarda yaşatılması ve ilaç denemelerinin bu hücreler üzerinde yapılmasını sağlayan Organ-on-chip projesi de umut verici gelişmeler arasında yer alıyor.

Nisan 2015 tarihi itibarı ile Gen sekanslama maliyeti 4.211 USD'ye inmiş buluyor.

Nisan 2015 tarihi itibarı ile Gen sekanslama maliyeti 4.211 USD’ye inmiş buluyor. Maliyetin 1000 USD’nin altına inmesi ile uygulamanın geniş kitlelere yaygınlaşmaya başlayacağı öngörülüyor.

Kişiye özel tıp çalışmalarını destekleyecek bir diğer önemli gelişme ise 2003 yılında insan geninin tamamının sekanslanması olmuştu. DNA’yı ilk kez çözmenin maliyeti 95 milyon dolardan fazla olurken, Moore Yasası’nın öngördüğünden çok daha hızlı bir şekilde gen sekanslama maliyeti düşüş göstermiş ve Nisan 2015 itibarı ile 4.211 Dolar’a kadar inmiş bulunuyor. Bu hızlı düşüş trendinin süreceği ve giderek yaygınlaşacağı ve zamanla herkesin yaptıracağı bir uygulamaya dönüşeceği öngörülüyor.

Bu bilimsel çalışmaların ve tıp alanında yaşanan gelişmelerin ışığında, insan ömrü beklentisinin normal trendinin de üzerinde artacağı öngörülüyor.

Time Dergisi, 23 Şubat 2015 sayısının kapağında "Bu bebek 142 yaşına kadar yaşayabilir" başlığı ile yayınlandı.

Time Dergisi, 23 Şubat 2015 sayısının kapağında “Bu bebek 142 yaşına kadar yaşayabilir” başlığı ile yayınlandı.

Olağan akışında insan ömrü beklentisi 70 – 80 yaş dolaylarında olmakla birlikte, yukarıda saydığımız ilerlemelerin etkisi ile 100 yaşın üzerine rahatlıkla çıkacağı, hatta günümüzde doğan bebeklerin 142 yaşına kadar yaşayacağı beklentileri bulunuyor. Time Dergisi, 23 Şubat 2015 sayısında  bu konuyu kapağına taşımıştı.

Gelecek Habercisi gazetemizin bu sayısında, yukarıdaki bilgilerden yola çıkarak, nüfusun hızla yaşlanması halinde, hasta ve bakıma muhtaç yaşlıların bakımı için 2035 yılına kadar hayatımıza girecek robotların hizmet vereceğini düşünüyoruz. Ancak yine de robotların yetersiz geleceği, insan eline ihtiyaç duyulacak hizmetlerin olacağını düşünürsek, bakıma muhtaç yaşlılarla ilgilenmek,  sosyal sorumluluk olarak gündemdeki yeri önem kazanabilir. Gönüllü olarak bu çalışmalara destek veren şirketlere devlet teşviki uygulanabilirken, bu şirketlerin kamuoyunda bilinirliğinin artması ve onore edilmeleri için itibar endeksleri de yayınlanabilir. Biz bu fikrimizi bir adım daha ileriye götürerek, kamu kaynakları ile ve gönüllü şirketlerin katkıları ile bu yükün altından kalkılamaması halinde, haftada bir gün sosyal sorumluluk projelerinde görev almanın herkes için bir zorunluluk haline gelebileceği düşüncesini ortaya atıyoruz. Sizce de olabilir mi?

1 km uzunluğunda yerli asansör

Temmuz 2035’de Ankara’da açılan Cumhuriyet Kulesi Türkiye’nin en yüksek binası oldu. 1.003 metre ile dünyadaki ilk 10’a giremedi, ama Türkiye’nin ilk 1 kilometreden uzun binası olarak tarihe geçti. Kulenin bir başka önemli özelliği ise zirvesindeki gözetleme platformuna grafen’den yapılmış tek asansör ile çıkılabiliyor olması. Yerli seri üretime geçmiş olan grafen üreticileri bu asansörlerin kabinlerini ve halatlarını yüksek kaliteli grafenden ürettiler ve bu sayede tek motor ile 200. kata 75 saniyede çıkılabiliyor.

Geleneksel asansör teknolojimizle, tek asansörle efektif olarak çıkılabilecek en yüksek mesafe 500 metre olduğu varsayılıyor. Carbon Fiber teknolojisi, daha hafif ve daha güçlü kablolar üretmek için bir ilerleme adımı oldu. Ancak gelecek vaat eden yepyeni bir malzeme geliştirildi:

GelecekHane olarak, Malzeme Bilimleri Devrimi başlığı altında izlediğimiz gelişmelerden birisi olan Grafen’in 2010 yılında Nobel fizik ödülü almış bir malzeme olduğunu belirtelim. 1 karbon atomu kalınlığında olan grafen, bu özelliği ile doğadaki iki boyutlu tek malzeme örneği. A4 kağıdının milyonda biri kalınlığa sahip, ancak çelikten 300 kat daha güçlü. En iyi ısı iletkeni olarak bilinen elmastan daha iyi ısı ilettiği için şu anda bilinen en iyi ısı ileten malzeme grafen.

Grafen (Graphene) malzemesi ile kablo üretilmesi halinde, yeryüzünden aya kadar uzanan bir asansör yapmak dahi mümkün olabilecek. Grafen’in birçok potansiyel uygulama alanı bulunuyor.

Bu bilgilerden yola çıkarak, 2035 yılına kadar Türkiye’nin de 1 kilometre yüksekliğinde bir gökdelen yapmış olduğunu hayal ederek, bu binanın asansörlerinin yerli grafen imalatımızla üretilen malzeme ile üretilebileceğini düşündük. Belki de bu haberimizle sanayicilerimize bir ufuk vererek, geleceğin malzemesi ile ilgilenmelerini arzu ettiğimizi de söyleyebiliriz.

Türkiye, Sanal Doktoru sevdi
Aile hekimliği müessesesinin büyükşehirlerde yetersiz kalmaya başlaması üzerine, çözüm olarak basit teşhisler ve tedavi uygulamaları için merkezi yapay zeka tıp uzmanlığı hizmete girdi. 1000’e yakın semptomu, hastalığı ve hasta şikayetini her türlü şiveden anlayabilen yapay zeka doktor, insan sesi ile hastaya cevaplar verebiliyor ve reçetesini hastanın kişisel sağlık cihazına gönderiyor. Elde edilen kalitenin gerçek insan doktorlardan çok daha yüksek olması üzerine sanal doktor hizmeti vatandaşlar tarafından beğeni ile karşılandı.

Gelecek Habercisi’nin ilk sayısında IBM Watson’ın doktorlara teşhis ve tedaviler için önerilerde bulunduğu bilgisini paylaşmıştık. Merkezi olarak bu şekilde bir sağlık bilgisi ile donatılmış yapay zeka uygulaması bulunması halinde, evlere kadar girecek bir sanal doktor uygulamasına geçilmesinin de çok uzak bir hayal olmadığını söyleyebiliriz. Evinizde bulunan, tansiyonunuzu ölçebilen, şeker ve diğer kan tahlillerinizi yapabilen bir ev robotunun, sağlık alanında uzmanlaşmış merkezi yapay zekaya bağlı olarak hizmet vermesinin oldukça mümkün bir senaryo olduğunu söyleyebiliriz.

Haberimizin görselinde kullandığımız cihaz, Telemedicine Australia adlı bir şirketin, Home Doctor adlı cihazı. Evlere ve okullara kurulumu yapılan cihaza, kablosuz bağlantı ile, USB ile ya da Bluetooth ile kan şekeri ölçümü cihazları (glucometer), kulak muayenesi cihazları (otoscope) ve cilt muayenesi cihazları (dermatoscope) bağlanabiliyor. Cihazın kendi üzerinde tansiyon ölçüm özelliği de bulunuyor. Şirket, istek anında 7/24 görüntülü görüşme ile özel doktora danışma hizmeti de sunuyor.

Bu teknolojik ilerlemeleri dikkate aldığımızda, haberimizde yer alan sanal doktor uygulamasının da yakın gelecekte mümkün olabileceğini söyleyebiliriz. Bilişim sektöründeki ve sağlık sektöründeki dostlarımızın ilgisini çekeceğine inandığımız bu haberimiz aynı zamanda sigorta sektöründeki dostlarımızın da ilgisini çekecektir diye düşünüyoruz.

Hayal ettiğimiz bu senaryoların ne zaman olacağını söyleyemeyiz belki ama multi-disipliner bir yaklaşımla, farklı trendlerdeki gelişmelerin, birbiri ile etkileşim içinde olduğunu ve yakın gelecekte hayatlarımızı derinden etkileyecek değişimlere sebep olacak değişimlerin çok yakın olduğunu söyleyebiliriz.

 

İlgili Yazılar

Arama yapın