Kategori: Ekonomi, Enerji, Gelecek, Kitap

Kitap: The Next 100 Years – (Gelecek 100 Yıl) 

Yazar:  GEORGE FRIEDMAN  

1949 yılında Budapeşte-Macaristan’da doğan George Friedman, aynı yıl ailesiyle birlikte ABD’ye göç etti. City College of New York’ta siyaset bilimi üzerine eğitim aldı ve daha sonra Cornell Üniversitesi’nde doktora yaptı. Friedman, doktorasının ardından 1974-1994 arası Dickinson College’da siyaset bilimi dersleri verdi. “Savaşın Geleceği-1996”, “Amerika’nın Gizli Savaşı-2004” gibi best-seller kitapların ve ayrıca  ulusal güvenlik, bilgi savaşı, bilgisayar güvenliği ve istihbarat sektörü üzerine yazılmış birçok makalenin yazarıdır. Amerikada gölge cia olarak bilinen ve dış politika-ekonomi konularında Pentagon dahil pek çok kuruluşa danışmanlık yapan Stratfor adlı stratejik tahminler yapan bir think tank kurumunun kurucusu olan Friedman, stratejist ve siyaset bilimcisidir.

Ana Tema: 

  • Friedman kitabında genel olarak öngörülerini jeo-politikaya ve tarihe dayandırıyor. Geçmişi analiz ederek geleceğe dair tahminlerde bulunuyor. “Tarih tekerrürden ibarettir” kaidesine bağlı yorumlamalar yaparken güncel olgulara dair saptamalarda da bulunuyor. Zaman çizelgesini yirmi yıllık dilimlere ayıran yazar, ülkelerin jeopolitik konumları , kısıtlı enerji kaynaklarının tükenmesi ve demografik olarak nüfüs artış hızının yavaşlaması gibi konular üzerinden dünya güç dengesinin şekilleneceğinden bahsediyor. Temel varsayım olarak da yirmibirinci yüzyılda ABD’nin hala tek süper güç olacağını ve dünya siyasetine yön vereceğini tarihsel verilerle ortaya koyuyor. ABD’nin dünya siyasetini etkileme gücünün daha henüz başlangıç aşamasında olduğunu anlatıyor.
  • Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya gibi ülkelerin de dünya güç savaşında önemli roller oynayacağını iddia ediyor. Rusya ve özellikle de Çin’i gelecekte süper bir güç olarak görmüyor. Avrasya ,Avrupa, Pasifik Havzası, Meksika ve  İslam Ülkelerinin olduğu coğrafyalarda meydana gelecek çatışmaları ve gerginlikleri neden-sonuç ilişkisi içerisinde anlatıyor. Soğuk savaşların  savaşlar içinde en iyisi olduğunu çünkü ülkeleri gayrete getirdiğini ama hiçbir ülkeyi yok etmediğini ortaya koyuyor.

Ana Öngörüler: 

  • Hangi güç  Atlantik ve Pasifik’i kontrol ederse dünya ticaretini kontrol edecektir ve uzayı denetim altına alan dünya okyanuslarını denetim altına alacaktır. ABD karşı konulmaz şekilde uzay kontrolunu sağlayacak ve böylelikle okyanusların kontrolu onun elinde olacaktır.
  • Yüzyılın sonlarında Çin ve Rusya gibi ülkeler gerileyerek yerlerini Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya gibi ülkelere bırakacak. Rusya ve Çin komünizme benzer bir çöküş yaşayacak. Bu bağlamda Rusça veya Çince yerine, Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dilleri önem kazanacak. Ekonomileri üzerindeki nüfus artışı baskısı düştükçe gelişmeye başlayacak olan başka yükselen güçler de olacak.
  • Yüzyılın sonlarına yaklaşırken Türkiye-Japonya ittifakı ile ABD-Polonya arasında bir çatışma yaşanacak. Bu savaş bugüne kadar görmüş olduğumuz geleneksel silahlarla yapılan savaşlardan farklı olarak cereyan edecek. ABD galip gelerek global güç olmaya devam edecek ama Polonya galip tarafta olsa bile büyük yıkımlar yaşacak. Bir nevi bilim kurgu gibi görünen bir savaş yaşanacak. Yüzyılın gidişatını da bu savaşın sonucu belirleyecek. Türkiye’nin dünyadaki siyasi etkisi 2050 yılında geçmişte Osmanlı İmparatorluğu haritasını andıran bir görüntü oluşturacak.

Ülkeler, Senaryolar ve Sosyolojik Saptamalar: 

Amerika Birleşik Devletleri:   

  • Yazar, ABD’nin bu yüzyıl boyunca gücünü koruyacağını ve  gücünü katlayarak artıracak dünya siyasetinde oyun kurucu rolüne devam edeceğini iddia ediyor. ABD düşmanını  yok etmeyi tercih etmiyor. Onları birbirleri ile çatıştırarak üstünlüğü korumaya çalışıyor. ABD, hiçbir ülkenin güçlenmesine izin vermiyor, her zaman güçlü olana karşı zayıf olanın yanında, zayıf olanı destekliyor.
  • ABD savaşı kazanmak ihtiyacı duymaz. Onun gereksinim duyduğu şey basit olarak karşı tarafta bir karmaşa oluşturmak ve kendisine karşı gelebilecek derecede büyük bir güç oluşmasını engellemektir. ABD düşmanlarını önce küçümser sonra da fazla önemser. ABD başka bir gücün yükselebileceği alanlarda istikrarı önlemeye çalışır. Hedefi istikrar sağlamak değil de istikrarsızlaştırmaktır.
  • ABD büyük stratejisi kaynağını korkudan almaktadır. Amerika savaştan doğmuştur ve bugüne kadar sürekli artan şekilde savaşmayı sürdürmüştür. Yirminci yüzyıl boyunca, ABD zamanının yüzde 15’inde savaşta olmustur. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, bu oran yüzde 22’dir. Ve yirmi birinci yüzyılın başında , 2001 yılında, ABD sürekli olarak savaş halinde olmustur. ABD onaltıncı  yüzyıldaki Avrupa gibi, hala barbar bir yapıya sahiptir. Kültürü tam olarak biçimlenmemistir ve tek isteği güçdür.
  • Soğuk savaş döneminde SSCB müttefiklerini askeri ve politik açıdan desteklerken, ABD bunlarla birlikte taraftarlarını global ticaret sistemine ve kendi pazarına entegre etmiştir ve bu sayede hem savaştan güçlenerek çıkmış hem de oyun kurucu rolünü perçinlemiştir.

Türkiye: 

  • Türkiye topraklarının değerli olmasının  nedeni jeopolitik öneme sahip yollar üzerinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Yirmi birinci yüzyılda Türkiye’nin adının daha fazla duyulacak olmasının en önemli nedeni de bu topraklar üzerinde olmasıdır. Türkiye şu anda dünyanın on yedinci büyük ekonomisine sahiptir.
  • Türkiye kaoslar ortasındaki coğrafyada sağlam bir sisteme sahiptir. Balkanlar,Kafkaslar ve güneydeki Arap dünyası gibi durağan bir yapıya sahip degildir.  İran’dan çok daha büyük bir ekonomisi vardır ve bütün İslam dünyasının en modern ekonomisidir. Avrupa, Orta Dogu ve Rusya arasında kalan topraklara sahiptir. Pek çok farklı yöne doğru hareket edebilir. ABD ile dost bir ülkedir.Türkler Amerika’nın, Rusya karşıtı stratejisi içinde önemli bir araç görevi görecektir. ABD Türkiye’yi kafkaslar ve Balkanlardaki, Müslüman bölgeleri etkileme yönünde cesaretlendirecektir.
  • Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları hakimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak. Başkent Ankara’dan İstanbul’a taşınacak. Karadeniz ve Akdeniz artık bir Türk gölü haline gelecek. Neo Osmanlı senaryosu gerçek olacak. Türkiye Osmanlı hakimiyetini dünyaya geri getirecek. Yazar bu öngörüleri tarihi verilere dayandırarak yapıyor.

Üçüncü Dünya Savaşı: 

  • 2050 yılında savaşta aktif rol alacak olan ülkeler ABD, Türkiye, Japoya ve Polonya. Rusya ve Çin dağılacak ve 2020’de Çin parçalara bölünecek. 3.dünya savaşının teknolojik olarak yaşanması ve Amerika’nın uzay üssü ile tüm dünyayı izleyebilecek bir güce sahip olması bekleniyor. İyice güçlenen Japonya ve Türkiye, ABD’yi rahatsız edecek. Japonya’nın da uzayda gizli üsler kurmaya çalışacak ve Tükiye’yi de müttefiği olarak görecek. Bu savaşta teknolojik ilerlemeler sayesinde birbirini yok eden toplumlar olmayacaktır. İkinci dünya savaşındaki gibi elli milyon değil elli bin kişi hayatını kaybedecek.

Kültürlerin Yaşam Evreleri:   

  • Kültürler üç evrenin birinde yaşarlar. İlk evre barbarlıktır. Barbarlar kendi köylerinin geleneklerinin tabiat kanunu olduğunu ve buna uymayan kişilerin cezalandırılması gerektigini düşünürler. Medenileşme ikinci ve en nadir bulunan evredir. Medenileşmiş insanlar kendi zihinlerinde iki karşıt düşünceyi dengeleyebilirler. Kültürler barbarlıktan medenileşmeye ve ardından çöküşe geçerler.
  • Medenileşmiş insanlar seçici olarak fakat etkin bir sekilde savaşırlar. Açık bir sekilde tüm kültürler hem barbar, hem medenileşmiş hem de çürümüş insanlardan oluşmaktadır ancak her bir kültür bir prensip tarafından farklı zamanlarda etki altında bulunurlar. Üçüncü evre  çöküştür. Çökenler baska hiçbir seyin kendi düşüncelerinden daha iyi olmadığına inanırlar. Onlar her seye karsı bir küçümseme ile bakarlar. Onlara göre hiçbir şey savaşmaya değmez. Avrupa 16. yüzyılda barbardı. Avrupa 18. ve 19. yüzyıllarda medenileşme evresine  geçti ve ardından 20. yüzyılda çöküş evresine girmiştir.

Uzun Yaşam, Evlilik – Aile Kurumu ve Kadının Rolü:

  • Sosyolojik olarak evlilik ve aile kurumunda da değişiklikler olacak. Geçmişte uzun süren evliliklerin sebebi kadının ekonomik olarak erkeğe bağlı olmasıydı. Kadın iktisadi olarak hürriyet kazanması sonucunda evliliklerin sürebilmesini sağlayan tek bağlantı aşk olacak. Kadının doğurdugu ve yaşayan her çocuk aile için bir gelir kaynağı sayılırdı. Çocukların hayata devam etmesi hem anne ve hem de baba için bir talih durumuydu ve aile erkeğin sorumluluğundaydı.
  • Çocuk doğurup büyütmek artık kadınların tek işi değildir, çok sayıda işinden biri haline gelmiştir. Kadınlardan çoğunun tek çocuklu olduğunu ve onu beş yaşından önce bakım evlerine, yuvalara verdiğini göz önüne alırsak kadının hayatı tamamen değişmektedir. Feminizmin demoğrafik köklerini burada görebiliriz. Çocuk doğurmak ve büyütmek için daha az zaman harcayan kadınların böylece erkeklere bağlı olma oranı da elli yıl öncesine kıyasla çok düşmüştür. Aile de bu doğrultuda artık eskisi kadar kritik bir ekonomik araç olmaktan uzaklaşacaktır.
  • Genetik bilimi yaşam süresini uzatmaya devam edecek ve bir dizi genetik hastalık ya yok edilecek veya kontrol altına alınacaktır. BM’ye göre sanayi ülkelerinde 2000 yılında 76 olan ortalama insan ömrü 2050 yılında 82 olabilir. Fakir ülkelerde ömür artısı 51’den 66’ya çıkacaktır. Fakat bu bir geometrik bir artış degildir ve ayrıca nüfus artışını da frenleyecektir. Avrupa ve ABD’yi saran radikal değişimler, kadının rolünün dönüşmesiyle birlikte aile yapısının da değişmesi tüm dünyada etkisini gösterecektir.

Uzay ve Enerji: 

  • Amerika’nın uzay’a olan ilgisi aslında enerji sorunu ile bağdaşmaktadır. Savaş süresince, ABD uzaydan savaş alanına güç iletme problemini çözebilmek için büyük yatırımlarda bulunacaktır.2060’ların uzaya bağlı enerji projesi içinde, güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren çok geniş sayıdaki fotovoltaik hücreler uzay aracındaki yörüngeye ya da ay yüzeyine yerleştirilecektir. Elektrik mikrodalgaya çevrilecek, dünyaya nakledilecek ve tekrar elektriğe çevrilecek  ve gelişmiş elektrik sistemi ile dağıtılacaktır.
  • İsrail, Hindistan, Kore ve İran gibi ülkelerin sınırlı uzay programları olacak ama hiçbirinin uzayda sağlam bir hakimiyet kuracak kaynakları ya da motivasyonu olmayacaktır. Meksika ve Brezilya’nın da 2060’larda jeopolitik ihtiyaçlarla bağlantılı bir uzay programı olacak ama bu çok kapsamlı olmayacaktır. 2080’lere gelindiğinde petrol rezervleri bitecek yerine tüm dünyada uzay temelli enerjiler kullanılmaya başlayacak.
Son Yazılar

Arama yapın