Kategori: Ekonomi, Etkinlik

Dünya nüfusu 7,4 Milyar ve büyümeye devam etmektedir. Dünya ekonomisi 77 Trilyon USD ve büyüme devam etmektedir. Dünyada internete bağlı insan sayısı 3,3 Milyar ve artmaya devam etmektedir. Ama aynı zamanda dünyada hala temiz suyu olmayan, elektriği olmayan, aç olan, fakir olan insan bulunmaktadır. Yaklaşık 1,2 Milyar insan günlük 1,25 USD altında hayatını sürdürme gayreti içindedir. Rakam azalmaktadır, ama hala çok fazladır.

Parantez aç: Dünya savunma harcamaları toplamı 2014 yılında yaklaşık 1,7 Trilyon USD idi. 1,2 Milyar fakire kişi başı 1.500 USD düşer. Aç ve fakir kalmaz. Ama bu başka bir hikaye. Parantez kapa.

Ocak sonunda İsviçre’nin Davos kentinde, 1500 metre rakımda, 11.000 nüfuslu Alp Dağları kasabasında, Dünya Ekonomi Zirvesi düzenlenmektedir. Dünyanın liderleri burada kış tatili yapmakta ve yanı sıra bir forum cereyan etmektedir. Özel uçaklarla ve helikopterlerle bu zirveye gelen liderler dünya meselelerini konuşmakta, insanlığın ve dünyanın genel halini dertlenmekte ve güzel panellerde güzel düşünceler üretmektelerdir.

Bu yılki Davos zirvesi öncesinde OXFAM düşünce kuruluşu her yıl yayınladıkları bir fakirlik – zenginlik karşılaştırması raporu yayınladılar. Zamanlama özellikle Davos zirvesi öncesine denk getirildi, ki orada konuşulsun. Pek konuşulmadı…

OXFAM raporuna göre dünya nüfusunun fakir yarısının serveti yalnızca 62 milyarderin servetine denktir. 3,7 Milyar insanın sahip olduğu mal varlığı kadar, 62 kişi var ki, aynı servete sahip. Bir milyarder kabaca 60.000.000 insanın serveti kadar zengin. 60 milyon kabaca İngiltere veya İtalya nüfusu kadardır. Yani o milyarder böyle bir ülkenin kralı gibi mi düşünmek lazım??

Aşikar ki dünya bu şekilde devam edemez. Etmemeli. Etmeyecek. Neden? Zenginlerin keyfi yerinde. Fakirler de kendi başlarının çaresine baksalar olmaz mı? Olmaz. Bugünlerde yaşanan mülteci göçlerini düşününüz. Afrika kıtasından yola çıkıp, Avrupa’da yaşam imkanı arayan insanları düşünün. Latin ve Güney Amerika’dan yola çıkıp, ABD’de yaşam imkanı arayan insanları düşünün. Çin’in ve Hindistan’ın içinde kırsal kesimden şehirlere veya çevre ülkelere doğru yürüyen insan kitlelerini düşünün. Afganistan, Pakistan veya orta Doğu’daki savaş / çatışma bölgelerinden kaçan insanları düşünün.

Düne kadar Avrupa Birliği teröre ve mültecilere uzaktan bakmıştı, yerel ve ilkel fenomenler olarak değerlendirmişti. Guya insani yardım yaparak, bütçelerinden binde bir oranlar ayırarak günah çıkarmaya ve kalkınma yardımında bulunmuşlardı. O yardımlar da kendi ülkelerinin tedarikçi firmalarına harcanarak yerel halka süt tozu, temel ilaç, vb. dışında pek faydası olmamıştır. Gerçek bir kalkındırma, eğitim, silahsızlandırma, demokratikleştirme çabası içinde kimse hiç bir zaman olmamıştır.

Bugün Avrupa’da ve Amerika’da bombalar patlayınca, terörün gerçek, vahşi ve çirkin yüzüyle tanışınca, canları yanınca, mülteci akınlarına maruz kalınca, bir anda uyandılar. Tatlı bir gelişmiş rüyası bir anda ilkel bir kabusa dönüştü. Sanal Avrupa Birliği mülteci akınları karşısında ne yapacağını şaşırmış durumda. Yakın vadede çözüm görünmemektedir. Tel örgüleri yükselmeye, iç çatışmalar artmaya, sağ kanat söylemleri duyulmaya başlandı. Gerisi daha gelecektir.

Tedarikçini ve müşterini yaşatmazsan, ona iyi bakmazsan, ne mal alacak, ne de mal satacak kimse bulamazsın, senin varoluşun da anlamsızlaşır, şatonda yapayalnız kalırsın. Etrafını da açlar ve sefiller sarar, dışarı çıkamaz, korumalarını besleyemez, sonunda teslim olmak zorunda kalırsın. Dünyanın zengin ülkeleri tavırlarını, servetlerini, paylaşım yaklaşımlarını gözden geçirmek zorundadır.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri için geçerli olan, dünyanın dev şirketleri için de geçerlidir. Sermaye koleksiyonerliği yapan, piyasaların arzuladığı hedeflerin peşinde koşan, var oluş amacını ve insani duygularını yitirip, makinalaşan şirketler, üstte tarif edilmiş fenomenlerin benzerlerini yaşayacakladır. Er ya da geç…

İşte bundan dolayı artık zihniyeti değiştirmek gerekmektedir. Ekonomi 1.0’dan Ekonomi 2.0’a geçmek gerekmektedir. Kar makzimizasyonu sürdürülebilir değildir. İçinde bulunduğunuz ortamdaki tüm paydaşlara adil ve dengeli değer üretmek durumundasınız. Yoksa zaman içinde değer üretilecek ortam kalmayacaktır.

gorsel-02

Bir kurum, ister özel ister kamu, bir var oluş sebebi nedeniyle ortaya çıkmıştır, bu misyonu yürütmek için faaliyettedir. Müşterilerine en iyi ürünleri sağlamak, vatandaşa en iyi hizmeti vermek, savunduğu davayla ilgili mağdurların haklarını aramak gibi. Misyon unutulursa, özel sektörde kolayca piyasaların veya sermayenin kulu haline gelinebilir. Kamu alanında iktidarın veya başka çıkar çevrelerinin kulu haline gelinebilir. Sivil toplumda ise kolayca amaç ile araç karışabilir, çıkar ilişkileri ve iç çatışmalar yaşanabilir.

Üstteki görselde görüldüğü üzere, misyondan uzaklaşıldığında ya vahşi rekabete girip, çevresine, rakibine, müşterisine, tedarikçisine değer vermeyen, sürekli galip gelmeye çalışan bir hale dönüşebilir. Ya da daha kibirli bir hal ile sürekli rakamlarını temizleyen, faaliyetini çok parlak gösteren samimiyetsiz bir başarı görüntüsü çizmeye çalışır. Bunların pek çok örnekleri vardır.

Her daim var oluş sebebi hatırlanmalıdır. Vizyon ve misyon önemsenmez, gülünüp geçilir. Ama doğru tarif edildiyse, samimiyse, ciddiye alınmalıdır, her adım, her karar, her aksiyon buna uygun olup olmadığı düşünülmeli, uygun olması güvence altına alınmalıdır.

gorsel-01

Faaliyetiniz ne olursa olsun, insan odaklı olmak zorundadır. İnsan odaklı olmak demek, aynı zamanda çevre odaklı, ekosistem odaklı olmak demektir. Zira insan bu gezegende çevresiyle, doğasıyla, iklimiyle birlikte yaşamaktadır. İnsanın yaşam alanına zarar gelirse, her türlü ekonomik faaliyet anlamını yitirir.

İnsan bireysel olarak ele alınmalıdır. Her bir çalışan, her bir müşteri, her bir tedarikçi farklıdır. Her biri ilgi ve özen haketmektedir. Genelleme yapmak, onları segmente etmek, onları çekmecelere bölmek son derece yanıltıcı bir yaklaşımdır. Aynı şekilde kimlikler tanımlamak bölücü ve ayırıcı bir faaliyettir. İster futbol takımı üzerinden, ister etnik kimlik üzerinden, isterse oturduğu mahalle, giydiği kıyafetler veya gelir seviyesi üzerinden. Her türlü ayrımcılık veya ötekileştirme ekonomik anlamda orta ve uzun vadede zararlı olacaktır.

gorsel-03

Bundan dolayı yaptığımız ve yapacağımız faaliyetler belli bir denge içinde olmak zorundadır. Ne yerimizde saymalıyız, ne de 100 metrelik sprint koşmalıyız. Daha çok bir maraton gibi düşünmeli. Bir insanlık maratonu…

Bu dengeden uzaklaştığımızda duyarsızlaşma baş gösterecektir. İnsani değerlerin yitirilmesi, uzun vadede sürüdürülebilir hedeflere ulaşmayı zorlaştıracak, imkansız hale getirecektir. Yok böyle olmasın, ama bu konuda insanlara veya şirketlere güvenemeyiz, bunu bir otorite belirlesin dediğimizde, regülasyon artacaktır. Bu da bürokrasi, denetleme, masraf, vakit kaybı, tek standart, körelme ve zorlama getirecektir. Bunu da istemeyiz.

Özetle hepimiz insan gibi yaşar, insan gibi çalışır, insan gibi paylaşabilirsek, bu dünyanın kaynakları ve nimetleri hepimize yeter de artar. Ekonomi 2.0 biraz da böyle olmalı, biraz daha akıllı olmalı, biraz daha dengeli olmalı. İnsanlık 21. yüzyıla geldiyse, bilim ve teknoloji bu kadar ilerlediyse, artık bir takım şeyleri yaşamamalı, konuşmamalıyız. Bazı doğrular evrensel olarak doğru kabul edilmeli, medeniyetin temeline onlar konulmalı, insanlık ve medeniyetimiz nasıl ilerletilebileceğine bakılmalıdır.

Bu anlamda hepinizi bu diyaloğa davet ediyoruz. Ekonomi 2.0 diyaloğu hem sanal ortamda bu blog üzerinden yürüyebilir. Yüz yüze görüşmek, katkıda bulunmak istiyorum derseniz, 24 Mart 2016 tarihinde Borsa İstanbul konferans salonunda düzenleyeceğimiz Ekonomi 2.0 etkinliğimize katılabilirsiniz. Buradan kaydolabilirsiniz…

Görüşmek üzere.

İlgili Yazılar

Arama yapın