Kategori: Akıllı Cihazlar, Teknoloji, Yapay Zekâ

Yapay zekâ, sanal gerçeklik, Blockchain, Endüstri 4.0 ve daha niceleri. Sanki her gün yeni bir icat çıkıyor ve her biri dünyayı sarsacak, her şeyi değiştirecek deniliyor. Peki, öyle mi olacak?

Dünyanın dijitalleşmesine gelin birlikte bir bakalım. Yıl 2017 ve sıradan bir gün, sıradan bir ailenin hayatı. Anne, baba ve iki çocuğu olan bir aile hayal edelim. Sabah oldu. Her aile bireyinin kendi cep telefonu var. Uyanmak için herkes cep telefonunun çalar saatini ayarlamış, onunla uyanıyor, ‘Günaydın’ demeden önce mutlaka o cihazı ellerine alıyor, herkes kendi önemsediği mecralara dalıp, hızlıca gece boyunca olan bitenlere bakıyor. Baba maillerine, anne Pinterest’e, büyük oğul Instagram’a, küçük kız ise Snapchat’e bakıyor.

Kahvaltı masasında bir an için telefonlar kenarda, ama bir yandan Spotify üzerinden müzik çalıyor, diğer tarafta televizyon açık ve haberler izleniyor. Çocukların acelesi var, okula yetişecekler. Anne şirketin servisi ile işe gidecek, baba ise kendi aracıyla görev yerine gidecek. Çocuklar okulda cep telefonları ile resim paylaşıyor, oyun oynuyor, sınav soruları bulup, onları çözüyorlar. Anne yolda giderken müzik dinlemeye devam ediyor. Baba ise iş yerine varmadan önce yapması gereken telefon görüşmelerini yapıyor.

Öğle tatilinde anne arkadaşlarıyla hemen iş yerinin yakınındaki AVM’ye gidiyor, bazı eksiklerini gideriyor. Ödemeleri kredi kartı ile yapıyor. Baba arkadaşlarıyla iş yemeğine gidiyor. Ödemeleri kredi kartı ile yapıyor. Çocuklar okul sonrası spor ve müzik kurslarına gidiyor. Ödemeleri bankadan havale ile yapıldı. Aile bireylerinin ceplerinde nakit para genelde çok az bulunuyor, çoğu zaman ihtiyaç da olmuyor.

İş yerinde her şey bilgisayar başında cereyan ediyor. Baba dizüstü bilgisayar kullandığı için, işini eve de getiriyor. Anne işi büyük oranda evde bırakmıyor. Çocuklar ödevlerini internet üzerinden araştırarak yapıyor. Hatta ödevlerini kendi aralarında mesajlaşarak çözüyorlar, öğretmene de fotoğrafını çekip, Whatsapp’tan gönderiyorlar.

Akşam yemeğinden sonra aile TV karşısında buluşuyor, ama herkesin elinde mobil cihazı var. Bir gözleri TV’de, bir kulakları aile sohbetine, diğer göz ve kulak kendi cihazlarında ve orada dönen sohbetlerde. Yatmadan önce kısa bir fiziki temas, kucaklaşma ve iyi geceler dilekleri, sonra herkes kendi köşesine çekilir, hazırlanır ve uyur. Ertesi gün kaldığımız yerden devam…

Tanıdık geldi mi? Tanıdık olmaması mümkün değil, zira son derece yaygın bir yaşam şekli haline geldi. Oysa akıllı cep telefonu henüz 10 – 15 yıllardır hayatımızda. Tablet bilgisayarların en meşhuru 2010 yılından beri hayatımızda. Hatta cep telefonları ancak 20 yıldır yaygın bir şekilde kullanılıyor. İnternet ve e-posta ise yine 1990’lı yılların başında hayatımıza girdi, 3 – 5 yıl içinde hızlıca yaygınlaştı. Bugün uğradığımız o meşhur internet siteleri, mobil uygulamalar hepsi bu zaman zarfında oluştu, en eskileri 20 yaşındadır.

Ama bugün hayatın vazgeçilmezleri haline geldiler. Gençler için WiFi sinyali elektrik veya su olup olmamasından daha önemlidir. Dışarıda gittikleri her yerde ilk sordukları soru bu oluyor. İnternete bağlandıktan sonra derin bir nefes alıyorlar.

Aynı şekilde ödeme alışkanlıklarımız nakit paradan kartlı ödemeye çok hızlı bir şekilde dönüştü. Bugün bazı mağazalarda nakit ödemekte zorlanıyorsunuz. Semt pazarlarında dahi kredi kartı kabul edilmiyor. Her türlü işlemi kayıt altına aldığı, vergilendirme sistemine dahil ettiği için, genelde devletler tarafından da desteklenmekte, teşvik edilmektedir.

İşyerinde bilgisayar kullanımı sıradan hale geldi. Çoğu kurumda bunun için artık eğitim dahi verilmiyor, zira çalışanların büyük bir kısmı bu yetkinliklere haiz bir şekilde işe alınıyor. Ayrıca kullanım giderek kolaylaşıyor. Fabrikadan bankaya, devlet dairesinden mağazaya, okuldan hastaneye, zabıta aracından itfaiye aracına, tarımdan turizme kadar, akla gelecek her sektörde, her alanda dijital teknolojiler son yıllar içinde hızlıca yaygınlaştı.

50 yıl evvel böyle değildi. Bankalarda bilgisayar sadece genel merkezde vardı, 3 – 5 uzman tarafından kullanılırdı ve sadece genel defter tutulurdu. Sıradan bir fabrikada hiç yoktu, çok gelişmiş bir fabrikada AR&GE amaçlı kullanılırdı veya üretim planlama yapmak için belki.

Ama Moore yasası sayesinde bilişim kapasitesi sürekli arttı, fiyatları sürekli düştü, ebatları sürekli küçüldü, ve akıl almaz bir hızda hayatın her alanına girdi. Artık bazı teknolojilerden veya mevcut dijital imkânlardan vazgeçmek olanaksız. Pek çok sektör, pek çok hayati konu, bu sistemlerin kesintisiz bir şekilde çalışmasına bağlı. Mesela global finans sektörü, mesela enerji şebekleri, mesela iletişim şebekelerimiz ve en önemlisi internetin ta kendisi.

Yarı iletken 1950’li yıllarda icat edildi. Akabinde Silikon Vadisi oluştu. Sonra da bugün bildiğimiz bilgisayarlar, cep telefonları ve internet dört bir yanımızı kuşattılar. Sizce önümüzdeki yıllarda daha az değişiklik ve yenilik mi olacak, yoksa daha fazla mı? Cevabınızı duyar gibi oluyoruz. Aşikâr ki daha fazla değişiklik ve yenilik ile karşılaşacağız.

Dünya artık küresel bir kasaba olduğu için, dünyanın herhangi bir yerinde yapılan bir yenilik, bir anda yer kürenin her yerinde görülür, kullanılır, indirilebilir hale gelecek. Bu altyapı teknolojik, toplumsal, ekonomik ve siyasi olarak oluştu. Büyük ihtimalle daha entegre, daha hızlı ve daha yaygın hale gelecek.

Bu anlamda biraz da gelecekten bahsedelim. Dijitalleşme bir trend, bir akım ise, yaygınlaşacak demektir. Dijital olan, daha dijital hale gelecektir. Henüz dijital dünyaya bağlı olmayan, bağlı hale gelecektir. Henüz kendisi dijital olmayan, fiziki olan pek çok şey, bizzat dijital hale gelecektir.

Ama bazı şeyler var ki, muhtemelen uzunca bir süre, insanın fiziki varlığı devam ettiği sürece, fiziki olarak kullanmaya devam edeceğiz. Mesela barınmayla ilgili konular, ev, mobilya, mahalle, şehir ve benzeri konular fiziki kalacaktır. Tabii ki onların tasarımı, üretimi, lojistiği ve pek çok başka unsuru dijitalleşecek veya dijital takviyelerle zenginleştirilecektir. Aynı şekilde beslenme, giyinme, ulaşım gibi konular fiziki ağırlıklı mevzulardır. Ancak yemek tarifini internetten okuyup, pişirme cihazına yükleyeceğiz (fırın, ocak, mikrodalga vb.), yemeğimiz hazırlanmış olacak.

Dijitalleşme akımının iki önemli boyutu bulunmaktadır. İlki her şeyin, canlı veya cansız, er ya da geç, internete bağlanmasıdır. İkincisi ise, internete bağlı her şeyin, canlı veya cansız, er ya da geç, akıllı hale geleceğidir.

Bağlı ne demek? Ve neden her şeyi internete bağlayacağız. Bağlı demek, bir çip ve alıcı-verici sayesinde herhangi bir nesnenin veya canlının, internete bağlanması, internet üzerinden veri alış verişinde bulunabilmesi demektir. Şu an başınızı kaldırın, etrafınıza bakın. Ev, araba, mobilya, beyaz eşya, kamera, kapı, pencere, dolap, lamba, duvar, dekor, tablo, ne varsa, internete bağlanacak. Bu sayede bu nesnenin hala aynı yerde olup olmadığını bileceğiz, çalışıp çalışmadığını bileceğiz, acil bir durumda açıp kapatabileceğiz ve varsa, ürettiği verileri bize gönderecek veya birileriyle paylaşacak.

Aynı şekilde etrafınızdaki canlılar da internete bağlanacak. Biz insanların büyük bir kısmı zaten akıllı telefonumuz sayesinde internete bağlıyız. Pek yakında vücudumuza entegre olan çipler sayesinde sürekli internete bağlı olacağız, eğlence amaçlı, sağlık nedeniyle veya başka sebeplerden ötürü. Ama aynı zamanda yeni doğmuş bebekler, evcil hayvanlarımız, gıda amaçlı hayvanlar, ormanlar, tarım ortamları ve akla gelecek başka türlü canlılar. Bunların konumlarını takip etmek, varsa ürettikleri verileri takip etmek, yaşam sinyallerini almak, gerektiğinde müdahale etmek gibi pek çok önemli, faydalı senaryolar gelişecektir.

Teknoloji ucuzladıkça, küçüldükçe, pil ömürleri uzadıkça veya farklı yeni enerji imkânları sağlandıkça, sensör ve algılama çeşitleri geliştikçe, bugün henüz hayal dahi edemediğimiz kullanım senaryoları gelişecek, olgunlaşacak ve yaygınlaşacaktır. Çözülmesi gereken daha çok sorunumuz bulunmaktadır.

İkinci önemli konu ise internete bağlı her şeyin akıllı hale gelmesidir. Akıllı ne demek? Biz akıllı değil miyiz? Bir nesnenin, mesela bir arabanın, nerede olduğunu bilmesi, içine kimin bindiğini algılaması, onun müzik tercihlerini bilmesi, nereye gitmesi gerektiğini bilmesi, enerji tasarrufu tercih etmesi, hangi rotadan gideceğini, kurallara uyması gerektiğini kendiliğinden halletmesi, o aracın akıllı hale gelmesi demektir.

Aynı şekilde bir odanın, bir dairenin, bir binanın, bir mahallenin, bir şehrin, bir ülkenin, tüm kıtanın, tüm dünyanın akıllı hale gelmesini hayal edin. Çöplerin toplanması, aydınlatmanın açılıp kapanması, trafiğin yönlendirilmesi, enerji şebekenin yönetilmesi ve daha nicesi. Okullarda, hastanelerde, itfaiyelerde, tarımda, mağazacılıkta ve daha nice ortamlarda. Böyle düşündüğünüzde bugünkü ortamlar, deneyimler ve yönetim modelleri oldukça aptal, manuel ve hatalıdır. Bunların hepsi bu yüzyıl içinde çözülecektir, insanlık olarak bunların ötesine geçeceğiz.

Bugünlerde kendi başına çokça konuşulan bir konu Endüstri 4.0’dır. Başka bir deyişle üretimin dijitalleşmesidir. Olabildiğince az insana dayalı, olabildiğince hızlı, esnek, verimli, enerji tasarruflu, sıfır hatalı ve nihayetinde otonom bir şekilde işleyen bir fabrika ve tedarik zinciri hayal edilmektedir. Mümkün mü? Kesinlikle evet. İyi mi? Kesinlikle evet. Peki istihdam ne olacak? Böyle düşünseydik ne traktör yaygınlaşırdı, ne fotokopi makinası, ne de bilgisayar. İnsanlık bu yeniliklerin ve devrimlerin üstesinden gelmiştir, yeni alanlar, yeni yetkinlikler, yeni meslekler ve yeni alışkanlıklar geliştirmiştir. Yine öyle olacak…

Dijitalleşme neler vadetmektedir? Daha iyi sağlık hizmetleri. Hala insan hatası sonucunda, yanlış ilaç nedeniyle, bozulmuş olan soğuk zincirler nedeniyle, ne yapılacağını bilinmemesi nedeniyle, acil ortamın hazır olmaması nedeniyle her gün insanlar ölmektedir. Daha iyi eğitim hizmetleri. Her çocuğa özel, anlayacağı şekilde ve hızda, herkesin özel yetkinliklerine ve yatkınlıklarına göre, kişiye özel ve çok daha kaliteli, eğlenceli, eğitici, öğretici müfredat ve metotlarla, çok daha yetkin bireyler yetiştirilecektir. Finansın, ticaretin, vergilerin, devletin ve benzeri unsurların kayıt altına alınması, adilce düzenlenmesi ve insana hizmet edecek hale getirilmesi, fırsat ve gelir eşitliğinin düzelmesini sağlayacaktır.

Bunlar mümkün mü? Kesinlikle evet. Niyet edersek, hayal edersek, azim edersek, talep edersek, kesinlikle elde edeceğiz. Bundan 100 yıl önce durumlar bugünkünden kötüydü. Bundan 50 yıl önce de sağlık, eğitim gibi konular bugünkünden daha kötüydü ve adaletsizdi. Ortamları daha bağlı ve daha akıllı, kısaca daha dijital hale getirirsek, çok daha erişilir olacaktır. Böylece çok daha adil hale gelecek, kalitesi artacak ve insanlığa hizmet edecektir.

Peki. Bunların hiç olumsuz, karanlık, tehlikeli boyutu yok mu? Olmaz mı, hem de pek çok sorun ve tehlike var. Mahremiyet, güvenlik, bağımlılık, sömürü, tekelleşme en önemlileridir.

Her şey dijitalleştiğinde, kalp ritim cihazımız, enerji şebekemiz, şehrimizin trafik sistemi, tüm fabrikalarımız, tüm okullar, hastaneler, itfaiye istasyonları, havalimanları ve aklınıza gelebilecek her şey. Bir anda internet kesilirse ne olur? Her şey durur, trafik, hastane, uçak, kalp, her şey… Facia…

Tüm hayatımızı sosyal medyada paylaşıyoruz, en azından pek çoğumuz. Dijital her şeyimizi buluta kaydediyoruz, fotoğraflar, dokümanlar, yazışmalar ve benzeri. Bu sistemler çok az sayıda şirkete ait. Bu şirketler de giderek daha akıllı hale geliyor. Bizlere ücretsiz hizmetlerin karşılığında tüm verilerimizi alıyorlar. Arama motorları neyi merak ettiğimizi biliyorlar, sosyal ağlar ilgilerimizi ve arkadaşlarımızı biliyorlar, e-ticaret siteleri ise neler aldığımızı biliyorlar. Herkes çıplak, her şey şeffaf. Ancak bu veriler aslında çok hassas verilerdir, oldukça mahrem verilerdir, çoğu zaman eşiniz, evladınız, annenizin dahi bilmediği verilerdir. Ya yanlış ellere geçerse? Ya kötü amaçlar için kullanılırsa?

Dijitalleşen dünya hakkında siz neler düşünüyorsunuz? Sizi nasıl etkiliyor? Kısa anketi cevaplayarak düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

Dijitalleşen Dünya Anketi

İlgili Yazılar

Yorum Yapın

Arama yapın