Kategori: Gelecek, İnovasyon, Teknoloji

Bir telaş içinde tren istasyonundan çıktım. Biraz yürüdükten sonra gözüme kestirdiğim ilk kafeye giriyorum. Akıllı telefonumla kapıdaki kodu okutup, lokasyonumu dijital olarak tüm dünyaya anında bildiriyorum. Neden mi? Belki kampanya vardır, belki buralarda bir arkadaşım vardır, belki etrafta ilginç bilmediğim bir mekan vardır…

Dokunmatik ekranlı masaİlk müsait masaya oturuyorum. Masaya gömülü olan ekrandan menüyü açıyorum. Her yemeğin ve içeceğin yanında besin değerleri, sosyal medya yorumları ve fiyatı, indirimleri ve kampanyaları yer almaktadır. Tıklayarak siparişimi veriyorum. 3 dakika sonra garson kahvemi getiriyor. Hmm, tam istediğim gibi. Hemen bir ‘Like’ atıyorum…

Tablet bilgisayarımı açıyorum, hemen internete bağlanıyorum ve gazete haberlerini karıştırmaya başlıyorum. Bir haber dikkatimi çekiyor. Ulusal Gen Bankası kurulmuş, dünyanın ikinci büyük gen sekanslama cihaz parkuru oluşturulmuş ve dünyanın üçüncü büyük supercomputer merkezi tesis edilmiş. Gurur duyuyorum, haberi hemen tüm sosyal ağlarımda paylaşıyorum, altına tebrik mesajlarımı iletiyorum. Anında teşekkür cevapları alıyorum…

Bir sonraki toplantının zamanı yaklaşıyor. Ödemeyi parmak iziyle masada yapıyorum, yine de eski usul, garson için küçük bir bahşişi nakit olarak fincanın kenarına bırakıyorum. Ne kadar modernleşsek de, insan olarak eski alışkanlıklarımızın bazılarını, özellikle insan arası temas ve teveccüh ile ilgili olanlarını kolayca terk edemiyoruz…

Kafenin az ilerisinde ortak çalışma mekanı olan ofise doğru gidiyorum. Kendimi gen bankası ile ilgili habere kaptırdığım için, her zamanki gibi biraz geç kaldım, koşar adım yürüyorum. Trafik lambasına dikkat etmediğimi fark ettiğim an ile kendimi yerde bulduğum an aynı anda oldu. Bir bisikletli bana çarpmış. Kendime geldiğimde hastane odasında bisikletliyle birlikte bir odada yatıyorum…

Kaza anında akıllı telefonumdaki emniyet uygulaması düştüğümü algılamış ve hemen acil durum senaryosunu çalıştırmış. Ambulans ve güvenliği hemen bilgilendirmiş, konum verilerimle birlikte. Aile üyelerime bilgi vermiş ve sigorta şirketini bilgilendirmiş. Ambulans gelene kadar ve ben hastaneye taşınana kadar, her türlü bilgi, belge ve resmi işlemler halledilmişti.

İyi ki kırık yok, bir iki sıyrık ve büyük bir korku ile atlatmışım. Bisikletli de hafif bir şekilde atlatmış. Bir baygınlık anı geçirdiğimiz için bir gece gözetim altında kalıyoruz. Ertesi gün her türlü işlemi halledilmiş ve gerekli ilaçlarım mobil uygulamama tanımlanmış bir şekilde ayrılıyorum ve eve dönüyorum. Başımdan geçenleri hemen bir video blog post haline getirip, etrafta bununla ilgili çekilmiş resimleri, hastanede bisikletli ile çektiğim selfie resimleri hemen yayınlıyorum ve onlarca eşten dosttan geçmiş olsun mesajları yağıyor.

Bu hikaye 2016 – 2017 yıllarında cereyan etmiş olabilir. Çok uzak değil, yakın gelecek. Burada bahsedilen senaryoların bazıları gerçekleşmiş durumda, bazıları prototip durumunda, bazılarının iş modelleri üzerinde çalışıyoruz. Ama bireyler ve toplumlar olarak fikren bu senaryolara son derece hazırız. Önemli olan da bu zaten.

5. Kondratiev Dalgası

Nikolai Kondratiev 19. yüzyılın sonlarında, 20. yüzyılın başlarında yaşamış ve etkili çalışmalarını yapmış bir Rus matematikçidir. Sanayi devrinden bu yana cereyan eden ekonomik, toplumsal ve siyasi dalgalanmaları incelemiştir. Bunların en önemli nedenlerinin bilimsel ve teknolojik gelişmelerin olduğunu tespit etmiştir. Ki buhar makinesinin icadı ve sonrasında sanayi devrimi gibi.

Avusturyalı filozof Joseph Schumpeter bu çalışmaları ilerletmiştir ve felsefi boyut eklemiştir. Kapitalist sistemin motorunun yaratıcı yıkım, yenilikçilik ve girişimcilik olduğunu savunmuştur. Günümüzde ise Carlota Perez bu yaklaşımları tekrar hatırlatmış, ‘Teknolojik Devrimler’ isimli kitabında Kondratiev dalgalarını ve etkilerini günümüz koşullarına taşımıştır.

Bu çalışmalara göre 1. Kondratiev dalgası buhar makinesinin icadı ve manuel üretimin mekanize hale getirilmesidir. İngiltere’de başlayan bu devrim hızlıca bütün dünyaya yayılmıştır ve kökten toplumsal, ekonomik ve siyasi etkileri olmuştur. Bu gelişmelerin paralelinde Fransız devrimi cereyan etmiştir.

Buhar makinesinin başka bir uygulaması ise trenin icadı ve demir yollarının yaygınlaştırılmasıdır. Bu gelişme ile demir / çelik ve kömür sektörleri, maden işçileri ve toplu ulaşım dinamikleri insanlığın hayatlarına girmiştir. Şehirleşme başlamıştır, bu sektörler için yeni şehirler doğmuştur. Halk sınıfları ve bunların düşünsel hareketleri başlamıştır.

Demir, çelik ve kömür dışında diğer fosil kaynaklar bulunmuştur, 19. Yüzyılın sonunda elektrik icat edilmiştir ve buhar makinesi ile mekanize edilmiş olan üretim tesisleri, fosil yakıtlar ve üretilen elektrik ile otomasyona başlanmıştır. Elektriğin fiziği ile birlikte telefon ve telgrafın öncü formları hayatımıza girmiştir. Mesafeler giderek kısalıyor, insanlar daha çok hareket eder, daha çok konuşur ve daha çok tüketir hale gelmişlerdir.

4. Kondratiev dalgası ile petrokimya sektörünün icadı ve seri üretime / fabrikasyona geçiş ile olmuştur. Birinci ve ikinci dünya savaşları geçtikten sonra, insanlık tarihinde daha önce hiç görmediği hızda çoğalmaya, tüketmeye ve büyümeye başlamıştır. Kapitalist ve komünist sistemleri arasında soğuk savaş dönemi bilimsel ve teknolojik yarışı körüklemiştir.

1950’li yıllarda yarı iletkenin icadı ve 60’lı ve 70’li yıllarda mikroçipin icadı ile bilişim ve iletişim çağına, 80’li yılların başları itibariyle 5. Kondratiev dalgası dönemine girdik. Kişisel bilgisayarın icadı ve yaygınlaşması, mobil telefonun icadı ve yaygınlaşması ve internetin icadı ve yaygınlaşması çok hızlı ve çok etkili olmuştur.

Bu dalgalar genelde 60 – 70 yıl kadar sürmektedir. 5. dalganın birinci yarısı bitti, ikinci yarısına girmiş bulunmaktayız. Carlota Perez’e göre ilk yarı kurulum dönemidir. Temel teknolojiler icat edilir, kurulur, toplum bunları öğrenir, bunlara alışır, ekonomi gelişir, yeni iş modelleri, yeni şirketler türer, hukuki ve siyasi ortam buna adapte olur.

Bu dalgaların ikinci yarısı ise yaygınlaştırma dönemi olarak anılır. Yani temel teknolojiler tamamlandıktan sonra, onların üzerine yeni inovatif ve etkisi çok daha büyük olan uygulamalar gelişir. Bilişim ve iletişim döneminde buna örnek bir uygulama tablet bilgisayarların baş döndürücü yaygınlaşma hızı veya sosyal ağlardaki kullanıcı sayısı ve paylaşım davranışları. 10 yıl önce hayatımızda olmayan bir web sitesi veya uygulaması, onsuz yaşanamaz hale gelmiş ve bir milyardan fazla insanın her gün uğradığı bir ortam olmuştur.

Bu hesaba göre hızlı tren, renkli TV, poliüretan, yüksek kapasiteli üretim hatları gibi yaygınlaştırma dönemi gelişmelerini, bilişim ve iletişim çağı için görmeye yeni başlayacağız. Sosyal ağlar, parlak ve dokunmatik ekranlı akıllı cep telefonları gözümüze on yıl sonra demode, banal ve hiç ergonomik değil olarak görünecekler. Yepyeni kanallar, uygulamalar, iş modelleri ve markalar ile karşılaşacağız.

Hatta şu an 6. Kondratiev dalgasının baskın teknolojileri belirmiş durumdadır. Genetik, biyoteknoloji, yeni malzemeler (nanoteknoloji), yeni enerji teknolojileri, yapay zeka ve robotlar bu yüzyılda hayatımıza kalıcı bir şekilde girecek ve muazzam etkileri olacak. Hep birlikte yaşayacağız.

Paradigmalar Değişiyor…

90’lı yıllarda internet hayatımıza girdiğinde çoğumuz şüpheyle bakıyorduk. Dükkan açılacakmış da, oradan satış olacakmış da, insanlar mağazaya gitmeyecekmiş de… Hatta banka şubesi bile olacakmış, güleyim mi ağlayayım mı?

Aradan on yıl geçmeden hepsi vuku buldu, hatta hayal edilenlerin çok ötesinde… Bugün doğmamış bebeğimizin resimlerini dünyayla paylaşıyoruz ve daha neler neler yapıyoruz. Bunları hiç birimiz hayal dahi etmiyorduk, edemiyorduk…

Sırf buradan hareketle, önümüzdeki 10 – 20 yıl içinde hayal ettiğimizin ötesinde gelişmeler olacak ve biz bunları çok seveceğiz, onlarsız yaşayamaz hale geleceğiz.

Çaktırmadan bazı paradigmalar ve alışık olduğumuz olgular değişmektedir. 20. yüzyılın en büyük düşünürü ve danışmanların en önemlisi Peter Drucker’dir. Gelecekte bugünlerin tarihi yazıldığında şuna vurgu yapılacağını söyler: İnsanların tarihte ilk kez seçim hakkı olmuştur.

İnsanlar, tüketiciler, çalışanlar kendi tercihlerini yapma, söyleme, alma, uygulama hakkını elde etmişlerdir ve bu haklarını işte bugünlerde kullanmaya başlamışlardır.

Tüketici kral! İnsan odaklı yaklaşım…

Daha önceleri teknoloji uzmanlar tarafından uzmanlar için geliştirilmekteydi. En büyük alıcılar savunma sektörü ve büyük kurumlar (kamu veya özel) olurdu. Sonra akademik dünya ve daha sonra da küçük işletmeler. Teknoloji iyice yaygınlaştıktan ve ucuzladıktan sonra tüketicilerin alımına sunulurdu.

Bugün öyle değil. Akıllı cep telefonları, internet siteleri, bulut servisleri, tüketici elektroniği ve diğer çeşit teknolojik ürünler öncelikle tüketici pazarına sunulmaktadır. Pek çok kişinin evinde kullandığı, hatta çocuğunun kullandığı teknolojiler, kurumdakinden çok daha üstün, çok daha yeni, çok daha gelişmiş, üstüne üstelik çok daha ucuz.

Vatandaş artık sadece tüketici değildir. Pek çok anlamda aynı zamanda üretici konumundadır. Herkes fotoğrafçı oldu, herkes film çekiyor, herkes durumunu ve mekanını bildiriyor, herkes görüşünü paylaşıyor. Okul projesini açık kaynak olarak paylaşanlar, tezini kamuya mal edenler, hobi olarak geliştirdiği maketlerin 3 boyutlu çizimlerini bloğundan paylaşanlar hiç de az değil. Giderek artmaya devam edecektir.

İlk olarak Alvin Toffler tarafından 1980 yılında anılan ilginç bir kavramlar, geçen gün bir konferansta tekrar karşılaştım. Üretici ve tüketici kelimelerinin bileşkesinden oluşan türetici kelimesi. Türetici kavramını kullanır mıyız bilemiyorum, ama bir şeylerin değiştiği ve daha da değişmeye devam edeceği aşikar. Birlikte göreceğiz, birlikte türeteceğiz…

Toplumsal Kitle, Bireysel Güç Odaklarına karşı…

İletişimin ucuzlaması, hatta neredeyse ücretsiz hale gelmesi, haberleşme oranlarını ciddi miktarda artırmıştır. İstisnasız herkes daha çok kişiyle daha çok haberleşmektedir. Ayrıca bu haberleşme imkanlarının (cihazlarının) sürekli yanımızda, üzerimizde olması, sürekli onları kullanıyor, ekranlarına bakıyor olmamız, bu konudaki davranışlarımızın tümüyle değişmesine sebep olmuştur.

Ulaştığımız ve ulaşabileceğimiz kişi sayısı inanılmaz oranlarda artmıştır. Kısaca herkes tüm dünyaya duyuruda bulunabilir, bunun herhangi bir ücreti yoktur. Herkes sesini çıkarabilir, haberini paylaşabilir, yardım isteyebilir durumdadır. Bunun uygulamaları hayatlar kurtarmakta, barış sağlamakta, savaş çıkarmakta, kaynakların adil olarak dağıtılmasını sağlamakta, ya da tam tersine sebep olmakta, ama her anlamda bilginin çoğalmasına ve şeffaflığın artmasına katkıda bulunmaktadır. Böyle de devam edecektir.

Merkezi ve otoriter güç odaklarının işi giderek zorlaşmaktadır. Zira toplumların bireysel ve toplumsal sesi giderek yükselmektedir. Şu an için büyük oranda dijital bir ses olsa da, sosyal ağlardaki yazışmalar ve örgütlenmeler olsa da, yarın bam başka şekiller alacaktır.

Bilim dünyasından bir örnek verelim. Genetik ve moleküler biyoloji alanındaki araştırmalarda proteinlerin nasıl katlanacağı (folding) önemli bir konudur. Bilim dünyasının imkanları ile yıllarca sürecek çalışmalar. Ancak bu araştırma konusunun bir uzman oyun haline getirilmesi, vatandaşların oynamasının sağlanması ve binlerce kişinin oynaması sayesinde, araştırmalara günler, haftalar mertebesinde bir ivme kazandırılmıştır. (www.fold.it)

Başka bir örnek, hepimizin sıkça uğradığı Vikipedi projesi (wikipedia). Basit bir platform olarak internete açıldıktan sonra hızlıca taraftar bulmuş, insanlar ücretsiz katkıda bulunmaya başlamış ve bugün dünyanın en gelişmiş, en güncel, en kapsamlı ve en zengin ansiklopedisi haline gelmiştir. Mevcut ansiklopediler işi bırakmış veya bir şekilde yeni iş modelleri bulmak zorunda kalmışlardır.

Kitlenin, toplumun kolektif zekası ve gücü artık yadsınamaz. Giderek artmaya devam edecektir. Manipülasyona açık olmakla beraber, aklı selim ve iyi niyet ön plana çıkmaktadır, insanlığın yararına yapılan işler önem kazanmakta ve teveccüh görmektedir. Bu anlamda yöneticiler, hükümetler, idareciler bu kitleyle, yani toplumla iş birliği içinde olmayı tercih etmelilerdir. Bu anlamda şeffaflaşma, dijital haberleşme imkanları, sosyal ağlar, demokratikleşme ve özgürleşme sürecine önemli katkılar ve imkanlar sağlamaktadır.

Bağlı Olma Durumu (Connectivity)

Bu gezegende canlı ve cansız her şeyi internete bağlayacağız, dijital erişilebilir hale getireceğiz. Ne demek bu? Canlı cansız her şeyi erişilebilir kılmak, adreslenebilir kılmak, verilerini okuyabilir kılmak, takip edilebilir kılmak olarak algılanmalıdır. İnsanlar şu an cep telefonları aracılığıyla büyük oranda adreslenebilir durumda. Zaten bu tür elektronik cihazların kendileri erişilebilir, adreslenebilir, takip edilebilir ve verileri okunabilir durumda.

Bugüne kadar bu cihazların belli bir fiyatı vardı ve herkes kullanamıyordu. Ama artık devir değiştir. 1 USD hatta 1 TL’nin altında fiyatı olan mikroçipler var. Yine benzer fiyatlara muhtelif sensörler var. GPS modülü, kamera, internete bağlantı modeli (ister sabit şebekeden, ister mobil şebekeden) yine benzer fiyatlarda. Artık bu koşullarda her şeye bir çip, bir devre, bir modül takabiliriz. Çünkü buna değer…

Belli bir değerin üstünde olan, ki bu 50 – 100 TL arasında olacaktır, her türlü eşyanın, canlı veya cansız, erişilebilir, takip edilebilir, verileri okunabilir olması bir avantaj teşkil edecektir. Mahremiyet ve gizlilik gözetilmek suretiyle, ki bu oldukça hassas ve bir o kadar da zor bir konu, her şeyin verisi son derece değerli olacaktır. Verimi artırmak için, servis kalitesini artırmak için, hayat kurtarmak, gezegenimizi korumak için, çok akıllı sistemler geliştirilmekte, geliştirilmeye devam edilecek.

Trafikte seyreden tüm araçların konumlarını sürekli biliyor olsak, yollarda sensörler olsa ve trafiği sensörler ve kameralar ile izliyor olsak, hava durumu, iş çıkış ve giriş saatlerindeki özel durumlar, konser, maç ve benzeri olayların takvim ve davranış bilgisi ve benzeri her türlü unsurun verisini alsak, bunların hepsini kapsayan herhangi bir şehir için matematiksel bir sistem modeli geliştirsek ve verileri buraya yüklesek, trafiğin akışını, sinyalizasyonu ve ilgili konuları buna göre hesaplayabilsek, iyi olmaz mı? Bence süper olur…

Tüm enerji şebekesi, üretici, taşıyıcı ve tüketiciler dahil olmak üzere, her noktayı, her amperi ve her voltajı ölçebilsek, anında, tüm ülkede, bunları aynı üstteki örnekte olduğu gibi, her boyutunu kapsayacak bir matematiksel sistem modeli içinde kurgulayabilsek, enerji tüketimini çok daha iyi izleyebilir, ihtiyaca göre üretir, israfları önleyebilir, taşıma kayıplarını, gecikmeleri ve kesintileri önleyebiliriz. Bu hoş olmaz mı? Süper ötesi olur…

İyi haber: Üzerinde çalışılmaktadır. Kötü haber: Daha ilk okul seviyesindeyiz, daha yapacak çok iş var. Dolayısıyla her şeyin internete bağlı hale gelmesi, erişilebilir, hesaplanabilir hale gelmesi, müthiş avantajlar sağlayacak, yeni iş modelleri doğuracak ve gezegenimizin ve insanlığın pek çok büyük sorunlarının çözümünde çok büyük katkıları olacak.

Global beynin tesis edilmesi

Dünyadaki veri ve bilgi miktarı artmaktadır. Bunun hepimiz farkındayız. Hepimiz bir şeyler yazıyoruz, bir şeyler paylaşıyoruz, bir sürü fotoğraf çekiyoruz, video kayıtları yapıyoruz. Artık sadece insanlar değil bilgi üreten, sistemler, sensörler, eşyalar, elektrikli ve özellikle elektronik olan her şey bilgi üretmektedir.

Bilginin artması, matematiğin ve istatistiğin gelişmesi, bunları uygulayabilecek yetişmiş insan sayısının artması ve özellikle bilişim gücünün neredeyse sınırsız bir şekilde artmaya devam etmesi, hesaplama ve bilgiden ipuçları çıkarma, akıl üretme kabiliyetlerimizi sürekli artırmaktadır.

Raporlama, analiz, istatistiki değerlendirme, modelleme, simülasyon, öngörüler, planlama ve daha pek çok yöntem ile dünyanın verisi incelenmektedir, raporlar, özetler, çıkarımlar, kararlar üretmekteyiz.

Bilişim gücü sürekli artmaktadır. Uzun süredir yapay zeka konusunda çalışmalar yapılmaktadır, ancak son yıllarda inanılmaz yenilikler ve açılımlar görülmektedir. IBM şirketinin Watson isimli yapay zeka bilgisayarı ABD’de Jeopardy bilgi yarışmasında en başarılı iki yarışmacıyı yenmiştir. Bu medyatik bir örnek gibi görünse de, yapay zeka gelişim sürecinde önemli bir dönüm noktasıdır.

Aynı teknoloji bugün doktorlara tıbbi tavsiyeler vermekte, enerji şebekelerin optimizasyonunda kullanılmakta, ve pek yakında pek çok başka alanda da kullanılacaktır. Bu gelişmenin dışında pek çok başka üniversite, şirket, bilim adamı, organizasyonlar ve bireyler bu konuda çalışmakta, insanlığın sanal beyin kapasitesinin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Her şeyin internete bağlı hale gelmesi ve dünyanın küreselleşmesiyle birlikte bu beyin(ler) izole bir şekilde çalışmayacak, yakın gelecekte bir birleriyle haberleşecek, bir arada çalışacaklar ve hep birlikte çok daha muazzam bir kapasite oluşturacaklar. Bir anda dünyanın bir problemini çözecekler, başka bir anda diğer bir probleme geçip, onu hesaplayacaklar.

Bu kapasiteye ulaştığımızda pekala buna global beyin diyebiliriz ve bu beynin kapasitesi ve insanlığa getireceği faydalar sonsuz olacaktır. Hastalıkların tedavisi, iklim değişimin önüne geçilmesi, fakirliğin ve açlığın giderilmesi ve daha pek çok alanda olağan üstü açılımlar görülecektir. Yeter ki bu beyni bu alanlarda kullanalım…

Bilmenin Dijitalleşmesi

Bilgi bilen için değerlidir. Bilgi paylaştıkça değerlenir, artar, çoğalır, zenginleşir. Gizli bilgi veya mahrem bilgi için bu geçerli değildir. Ama biz genel olarak kamuya mal olmuş, genel kültür kapsamındaki genel bilgilerden veya bilimsel bilgilerden bahsettiğimizi varsayalım.

Bilgi eskilerden sözlü olarak aktarılırdı. Yazıdan önce zaten böyleydi, yazının icadı ile bazı bilgiler kaydedilmeye başlandı, bazı bilgiler de özel formatlarda yazılı olarak aktarılmaya başlandı. Anlaşmalar, haritalar, mektuplar, fermanlar, vs. Sonra kitap icat edildi, dini kitaplar, felsefe eserleri ve başka bazı temel kaynaklar oluşmaya başladı. Ama okuma yazma oranları düşük olduğu için sözlü anlatım kültürü yanı sıra var olmaya devam etti.

Matbaanın icadı ile yazılı kültür öne geçti, miktarı çok arttı, aydınlanma ile dini eserlerin dışında da eserlerin sayısı artmaya başladı, sanayi devrimi sonrasındaki okullaşma ile okur yazar oranı arttı. Bilgi büyük oranda yazılı olarak kaydedilmekte ve aktarılmakta idi. Sözlü kültür geriledi, ancak göçebe, geri kalmış veya okur yazar oranı düşük toplumlarda devam etti.

Bilişim ve iletişim çağında bilgi bambaşka bir hal aldı. Artık bilgi ‘birler’ ve ‘sıfırlardan’ oluşuyordu. Bilgi depolama ünitelerinde dijital olarak kaydedilmektedir. İnternetin yaygınlaşması ve uygulamaların kullanımının kolaylaşması ile artık günümüzde neredeyse her şey, yazılan, konuşulan, çizilen, görülen, duyulan her şey dijitaldir ve bir yerlere, hatta genelde birden fazla yerlere kaydedilmektedir.

Bilgi bilmek içindir. İnsanın beyni bildikleriyle, duyduklarıyla, yaşadıklarıyla gelişir, bağlantılar kurar, çalışır, yorumlar, algılar, karar verir, tepki verir. Nöroloji ve beyin bilimi bu sırrı aralamak üzere, beynimizin nasıl çalıştığını yavaş ama emin adımlarla çözmek üzereyiz.

Eskiden veya kısmen hala, yazılı veya sözlü olarak öğrenmek, anlamak, ezberlemek gerekmektedir. Ama pek çoğumuz internete bağlanarak veya bilgisayara bakarak veya akıllı cep telefonunda bakarak, istediğimiz, ihtiyacımız olan bilgiye ulaşmaktayız.

Hele internetteki arama motorları, bizi iyice tembelleştirdi. Yazı programlarındaki otomatik imla düzeltmeleri bizi ayrıca ihmalkar hale getirdi. Kimse hiç bir telefon numarasını hatırlayamıyor, hatırlamaya ihtiyaç duymuyor, zira hepsi cep telefonunda kayıtlı. Aptallaşıyor muyuz?

Kesinlikle hayır!! Bu teknolojilerin bizi aptallaştırdığını düşünmek, sabanın icadının bizi tembelleştirdiğini, yazının icadının sözlü kültürü yok ettiğini, görüntülü telefon görüşmelerinin aile bağlarını zayıflattığını ileri sürmek ile aynısıdır. Bunlar da aynı şekilde geçerli değildir. Tam aksi söz konusudur.

O kadar çok bilgi var ki, bu araçlar olmasa, bunlara erişemeyiz. Eskiden az sayıda kişinin elinde iken, şu an insanlığın bilgisinin çok büyük bir kısmı internet aracılığıyla tüm insanlığın erişimine sunulmuştur. Bu çok ciddi bir şekilde özgürleşmeyi ve demokratikleşmeyi sağlamaktadır. Sağlamaya devam edecektir, etmelidir. Bu imkana getirilen her türlü sınırlandırma her türlü hak ve özgürlüklere aykırıdır.

Bugün itibariyle insanlık olarak halimiz bu şekildedir. Yeterli mi? Yolun sonu mu? Hayır! Tam tersi, film daha yeni başlıyor. Dijitalleşme hat safhada devam edecek. Bilgi üretimi, ister audio, ister video, ister yazılı, ister bilimsel, ister sanatsal, her şeyi kaydediyoruz, büyük oranda da herkesin kullanımına sunuyoruz.

Bu da yeterli değil. Asıl bilgiyi edinme süreci, yani bilfiil bilmenin ta kendisi, dijitalleşecek. Bugün bir programı bilgisayarınıza indirdiğinizde ve kurduğunuzda bilgisayarınız o programın özelliklerine haiz oluyor. Ama insanda öyle değil. Bilmek, anlamak, öğrenmek, ezberlemek, algılamak zaman alıyor. Zahmetli bir süreç. Okullar var, öğretmenler var, kurslar var, eğitimler var, kitaplar var, belgeseller var, dinlemek var, ve daha pek çok benzeri konu var.

Niye doğrudan beynimize yeni bir bilgiyi internetten indiremiyoruz? Yakında mümkün olacak. Beynin öğrenme, bağlantıları kurma, hafızaya alma süreçlerini çözdüğümüz an, ve bu dili konuşma, konuşturma özelliklerini çözdüğümüz an, bir kitabı okumaya gerek kalmayacak. Belki gece veya gündüz plajda, doğrudan beynimize ‘insert’ edeceğiz, internet üzerinden ‘download’ edeceğiz. Fiilen okumuş, algılamış, anlamış ve içindeki deneyimleri, bilgileri yaşamış gibi hissedeceğiz.

Ürktünüz mü? Romanın zevki kaçtı mı? Eğitim sistemi ne olacak? Yanlış kitapları silebilecek miyiz? Kitapta virüs olursa ne olacak? Ve buna benzer onlarca, yüzlerce soru aklımıza gelebilir? Ama benzeri cümleleri internetin ta kendisi için de kurduk, bilgisayarlar için de kurduk, kilise İncil dışı tüm kitaplar için kurdu. Zaman tersini ispatladı.

Bunu çözenler ciddi rekabetçi avantaj elde edecektir. Tüm dünyaya bu teknolojiyi satacaklar. Bu formatta içerik üretecekler. Bunun gücünü düşünsenize. Aklınıza hep ticari ve güvenlikle ilgili olumsuz senaryolar gelmesin. Matematiği bir hapla yutup, bir gün içinde hazmettiğinizi düşünün. Gece uyurken rüyanızda Osmanlı tarihini film gibi izlediğinizi düşünün. Biliyorsunuz ki rüyada bir saniye, beynin algısında dakikalar, saatler mertebesinde cereyan ediyor. Beynimizin algılama ve işleme kapasitesinde pek limit yok gibi…

Yaşamanın Dijitalleşmesi

Bir başka alan ise canlıların, canın ta kendisi, yani yaşamın dijitalleşmesi. Yok artık, daha neler? Öyle demeyin. Mayıs 2010’da Craig Venter isimli dünyanın lider genetik ve biyoteknoloji uzmanı ve girişimci, sentetik yaşam icat ettiklerini duyurdu. Dünyadaki ilk insanoğlu tarafından tasarlanmış, bilgisayarda genetik şifresi kodlanmış, kimyasallardan üretilmiş ilk sentetik canlı. Bu gerçek!

Bu basit az hücreli bir bakteri tarzında bir canlı. İnsanın geni çok kompleks. İnsanın geninde oynama, programlama ve benzerinden henüz çok çok uzağız. Ama genetik bilimi ve biyoteknoloji uygulamalar ve cihazlar Moore Yasasından daha hızlı bir şekilde gelişmektedir. 6. Kondratiev dalgasını hatırlayınız, bu yüzyılın en önemli teknolojilerin belki de başını çekecek alan budur.

Hastalıkların incelenmesi, tespit edilmesi, teşhis konulması gibi alanlarda hem bitkiler, hem hayvanlar hem insanlar aleminde pek çok önemli gelişme elde edilmektedir, edilmeye devam edecektir. Aynı bilim adamı (C. Venter) yine kendi enstitülerinde programladıkları bir alg icat etmişlerdir. Bu alg fotosentez yaparak, havadaki karbondioksiti alıp, dışkı olarak havaya oksijen vermekte ve kendisi doğrudan karbon tabanlı biyo-yakıta dönüşmektedir. Başka bir siparişiniz??

Daha lezzetli gıdalar, daha dayanıklı canlılar, daha verimli tarım, daha az hastalıktan ölen canlı, daha az hasta olan çocuklar, anne karnında iken tedavi edilebilen bazı hastalıklar, kalıtsal bazı özelliklerin tespiti, modifiye edilmesi gibi konular gündemde, bazıları hayatımızda, bazıları pek yakında gelecek. Bunların tümü bilgisayar temelli teknolojilerde hesaplanmak, gözlemlenmekte, araştırılmakta, ortaya çıkarılmakta ve icat edilmektedir. Uzmanlar bir söylemde fikir ve söylem birliği içindeler: Biyoloji bir bilgi bilimine dönüşmüştür. (information science = yani bilişim temellidir.)

3 boyutlu yazıcıdan alınacak organlar, canlı yedek parçaları, akıllı yeni uzuvlar, biyonik gözler, kulaklar, burunlar, beynin genişletilmesi, zenginleştirilmesi, canlıların özellikle insanın her türlü sağlık verilerinin gerçek zamanda doğrudan cilt altındaki bir çipten bir yerlere kaydedilmesi ve analiz edilmesi, pek yakında sıradan olacak. Bu paragrafta yazılı olan her teknoloji bugün itibariyle fiilen icat edilmiş durumda, laboratuvarı terk etmiş veya terk etmek üzeredir. Yakında sizin çocuğunuz şu cümleyi kuracaktır: ‘Anne. Yeni bir göz çıkmış. Ben de istiyorum!’ Ne diyeceksiniz? ‘Senin yaşın küçük daha! Paramız yetişmez! O sana göre bir şey değil!’ Hiç düşündünüz mü?

Eşyanın Dijitalleşmesi

Dijitalleştirme teknolojileri, yani mikroçipler, GSM modülleri, kablosuz internet erişim modülleri giderek küçülmekte ve ucuzlamaktadır. Bundan dolayı hızlıca yaygınlaşmaktadır. Bu ekipmanları kullanarak fiziki eşyanın pek çoğunu bir miktar dijitalleştirebiliyoruz. Ama çok daha fazla dijitalleşmiş eşyalar da var.

Bazı dijitalleşmiş mecraları ve eşyaları hepimiz biliyoruz, her gün kullanıyoruz. Örneğin müzik. Artık plak, kaset, hatta CD ve DVD dahi kullanılmamaktadır. Büyük oranda müzik dijital bir şekilde üretilmekte, dağıtılmakta ve tüketilmektedir.

Başka bir örnek kitap. Çok eski bir alışkanlığımız ve medeniyet olarak övündüğümüz bir nesne olmasına rağmen, formatı, şekli değişmektedir. Bir kaç yıldan beri Amazon’un elektronik kitap satışları, fiziki kitap satışlarını geçmiştir. Bunun geri dönüşü yoktur. Gramofon, taş plak, kaset gibi kitap da antikacılarda yerini alacaktır…

Medya sektörünü düşünelim. TV’den ziyade internetteki programları izliyoruz, haberleri sosyal ağlardan takip ediyoruz. Daha önce bu imkan hiç yoktu, şu an onsuz yaşayamaz hale geldik. Ne kadar hızlı değişti her şey, farkına bile varamadık…

Ticaret bugünlerde e-ticarete dönüşmektedir. Fiziki eşyalar elbette fiziki olarak üretilmesi ve dağıtılması gerekmektedir. Ama 3 boyutlu yazıcılar ile yeni ve ilginç imkanlar doğmaktadır. Bazı ürünleri fiziki olarak satın almamız gerekmeyecektir. O eşyanın tanım dosyasını alıp, internetten indirip, ya evdeki yada köşe başındaki 3 boyutlu yazıcıların bulunduğu fotokopi dükkanından çıktısını alacağız.

Her eşya için mümkün olmasa da, pek çok konuda bu dönüşümü yaşayacağız. Bu teknoloji şu an henüz tam hayal edemediğimiz yeni imkanlar doğuracaktır. Bunlara da alışacağız. Toplum buna uyum sağlayacak, ekonomi bunun iş modellerini icat edecek, hukuk e siyaset gecikmeli de olsa bunun düzenlemelerini sağlayacak.

Hatta maddenin kendisinin dijitalleşmesi başlamıştır. Nanoteknoloji dünyasına girdikçe, oradaki yetkinliklerimiz arttıkça, maddenin atomik seviyede nasıl davrandığını daha iyi anladıkça, yepyeni malzemeler, bu malzemelerden yepyeni ürünler ve bunlardan yepyeni uygulamalar ortaya çıkacaktır. Nano ölçekte elektronik devreler tasarlanacak, toz büyüklüğünde akıllı malzemeler icat edilecek. Belki boyanın içine bu tozu karıştıracağız, duvara süreceğiz, duvar akıllı olacak, bilgisayara dönüşecek ve bir takım akıllı işlemler yapacak. Olmaz mı? Halihazırda laboratuvar ortamında bu sağlanmış durumunda. Bir gün sizin evinizin duvarı da akıllı olacak? Er yada geç…

Sonuç: Dijitalin Buharlaşması

Daha önce yazdığımız bir kitapta (Her Şey Çıplak – Bildiğimiz İnternetin Sonu: Web3) bu durumu anlatmak, özetlemek için kimya dersinden bir benzetmeyi kullanmıştık. Maddenin halleri.

İnternetin ve dijitalin ilk hali, yani katı hali, çok sert, ısısı ve enerji seviyesi düşük, atomlar arası bağlar çok güçlü bir haldedir. Yani kişisel bilgisayar somut ve gayri-esnek bir cihaz. Cep telefonları son derece basit ve az özellikli. İnternet siteleri tek yönlü, yayıncı istediğini yayınlıyor, vatandaş yalnızca onu görebiliyor, herhangi bir katkıda bulunamıyor.

Dot-com krizinden sonra teknoloji gelişmeye devam etti. Çok yönlü internet doğdu, sosyal ağlar yaygınlaştı. İnternetteki katılımcı sayısı katlanarak arttı. Audio ve video çok yaygınlaştı. Mobil cihazlardan daha rahat ve keyifli bir şekilde bağlanmaya başladık. Buna da kısaca web 2.0 dedik. Biz bunu maddenin sıvı haline benzettik. Atomlar arası bağlar daha zayıf, kabın şeklini alır, başka sıvılarla karışır, ısısı ve enerji seviyesi daha yüksektir.

Peki bu kabı veya bu maddeyi biraz daha ısıtırsak, basıncı artırırsak, yoğunluğu artırırsak, madde miktarını artırsak veya maddenin atomlarının arasındaki bağlarının daha da çözülmesini sağlarsak, ne olur? Madde buharlaşır. Maddenin üçüncü haline geçer, gaz halini alır. Bizce internetin geleceği, dijitalin geleceği de buharlaşma olacak.

Bugün itibariyle zaten internete genelde kablosuz bağlanıyoruz, yani havadan (gazın içinden) dalgalarla ulaşıyoruz. Mobil uygulamalar otomatik olarak güncelleniyor. Eğer gerekli ayarlamaları yaparsanız, hangi mekanda bulunduğunuzu akıllı cep telefonu ve ilgili uygulama otomatik olarak bildiriyor, paylaşıyor. Epeyce buharlaşmış hadise var, daha da gelecek…

Heyecan verici bugünler ve daha da heyecan verici yarınlar bizi bekliyor. Dijitalleşmenin Rönesans’ına giriyoruz. Daha bunun aydınlanması var, daha bunun modernleşmesi var. Acaba onlar neler getirecek?

İlgili Yazılar

Arama yapın