Kategori: Gelecek, Teknoloji

21 Ocak 2009 – 31 Ocak 2011 tarihleri arasında Fox Broadcasting Company‘de yayınlanan ve üç sezonda kırksekiz bölümden meydana gelen Lie to Me (bana yalan söyle) adlı  televizyon dizisini hiç seyrettiniz mi bilmiyorum ama ben çok keyifle izlerdim. İzlememiş olanlar için biraz bahsedeyim. İngiliz sinema oyuncusu ve yönetmen Tim Roth’un mükemmel bir oyunculukla başrolünü oynadığı “Dr. Cal Lightman”  karakteri, beden dili ve özellikle mikro ifadeler alanında uzmanlaşmış dahi bir psikologdur ve lokal ve federal suçların soruşturmalarını uygulamalı psikoloji yöntemleri ile destekleyen Ligthman Group şirketinin de kurucusudur. Gençliğinde annesinin intihar etmesinin ardından Lightman mikro ifadeleri keşfetmiş ve araştırmaya başlamıştır. Dr. Cal Lightman ve meslektaşları, beden dili ve mikro ifadeler aracılığıyla yerel veya federal soruşturmaları desteklemektedirler. Çoğunlukla başkaları tarafından şüpheyle karşılansa da Ligthman gerçeğe ulaşmak için gereken her türlü tekniği kullanmaktadır. El ve yüz hareketlerinizi ve diğer bir çok davranışınızı kendi yöntemleri ile analiz ederek yalan söyleyip söylemediğinizi anlayarak güvenlik güçlerinin içinden çıkmakta zorlandığı bir çok davayı çözer.

Buraya kadar televizyon dizisi olarak güzel bir senaryosu olduğunu anlamışsınızdır. Peki futuristik bir bakış açısı ile konuyu derinlemesine incelersek ve olaya nesnelerin interneti ve yapay zeka devrimi ile birlikte gerçek hayatımız için ele alırsak ilginç sonuçlara varabiliriz. Hayal gücümüzü kullanarak biraz beyin jimnastiği yapalım ve düşünelim. Dr. Cal Lightman’ın yıllarca çalışarak ve günlük hayatta uygulayarak edindiği bilimsel gerçeklikleri, bilgi ve kazanımları ileri zamanlarda nesnelerin interneti devriminden sonra görmeye başlayacağımız robot polisler veya federal ajanlar gibi güvenlik güçlerine ve diğer ekipmanlara(akıllı kamera sistemleri gibi), verileri anlık olarak iyi bir şekilde analiz edebilen bir yapay zeka programı ile yüklediğimizi farz edelim. Herhangi bir suç işleyen bireyleri yakalama ve soruşturma sürecinde ne kadar büyük katkısı olacağını ve davaları tereyağından kıl çeker gibi kolaylıkla çözebileceğimizi tahmin etmişsinizdir.

Şöyle bir senaryo düşünelim. Bir cinayet davasında muhtemel katil olduğunu düşündüğünüz şüpheli bir şahıs var. Fakat elinizde ciddi bir kanıt yok. Şüpheli şahsı akıllı nesne ve cihazlarla donatılmış bir odaya yerleştirdiniz. Karşısına da özellikle bu konu ile bilgilerle donatılmış yapay zekaya sahip bir robotu koydunuz. Sorulan sorular karşısında robottaki ve odadaki sensörler, sorular karşısında şüpheli şahsın anlık olarak vücut ısısını, salğıladığı sıvıları, el ve yüzündeki mikro ifadeleri muhtemel suçlunun geçmiş bilgileri ile birlikte analiz ederek gerçekçi sonuçlara hızlı bir şekilde varabilir. Aynı yöntem kurumlar ve şirketler içinde ele alınabilir ve insan kaynakları yönetimi tarafında, eleman seçme sürecinde de benzer uygulamalar geliştirilebilir.

Bu format ve metod şu anki klasik nezarethane ve hapishane konseptinde de ciddi değişikler meydana getirebilir.Temel olarak suç işlemiş ve buna mukabil ceza almış insanların kendi iç dünyalarında dönüşüme uğrayarak topluma kazandırılması mantığını taşıyan hapishaneler ve ceza evleri; suçluları toplumdan tecrit ederek pişmanlık duygusu ile bir daha aynı hataları tekrar etmemesini sağlama amacını taşıyor ve zaman içinde de halk deyimiyle “akıllanan” bireyler belirli kurallar dahilinde şartlı tahliye metoduyla salınabiliyor. İşte tam bu noktada bahsettiğim akıllı makineler,yapay zeka ve sensörler yardımı ile hüküm giymiş mahkumların duygu,düşünce ve hareketleri analiz edilerek şartlı tahliye kararı daha erken veya geç verilebilir. Yine halk tabiri ile “adamın kafasının içini okumak” ve ona göre karar vermek mümkün olabilecek gibi gözüküyor.

Hani şöyle bir paradigma var ya yalancı söylediği yalanı karşısındakilere inandıramayan kişilere denir, söylediği yalanı karşıya inandırabilen kişiye zaten yalancı denmez. Artık yalan söylemenin veya birşey gizlemenin çok zor hale geleceği günlere doğru ilerliyoruz. Nesnelerin interneti iyice yaygınlaştığında ve günlük hayatımızdaki nesneler birbiri ile etkileşim kurmaya başladığında ve bütün biriken verileri de anlık olarak analiz edebilecek büyük bir ağ kurulduğunda yalan söylemek veya söyleyebilmek büyük bir maharet olacak veya imkansız hale gelecek. Arabanızla hız yaptınız, polis sizi durdurdu ve ceza almamak içi acil hastaneye gittiğinizi söylediniz. Hemen orada el ve yüzünüzdeki mikro ifadeler, robot polisteki hassas kamera ve sensörler vasıtası ile analiz edilerek karar verilecek. Veya o gün işe gitmediniz ve patronunuza hasta olduğunuz yalanını söylediniz. Patronunuzla veya insan kaynakları yetkilileri ile yapacağınız görüntülü görüşmede, akıllı bilgisayarınızda veya kullandığınız aygıttaki sensörler vasıtasıyla doğru ortaya çıkacak. Gerçi teknoloji o kadar geliştiği zaman çalışmak için hala belirli ve kısıtlı bir mekana ihtiyaç duyulacak mı orasıda ayrı bir tartışma konusu.

 

İlgili Yazılar

Arama yapın